'Yönetenler'in okulunu bitirdiler

03 Ağustos 2010 Salı - 23:15 | Son Güncelleme : 03 08 2010 - 23:15

Esmer, Aşkar ve Atalar’ın da eğitim hayatındaki yolları aynı üniversitede kesişti


ABD’nin 31’inci Başkanı Herbert Clark Hover, Google’ın kurucularından Sergey Brin, Sun Microsystems’in kurucusu John Gage ve daha birçok ünlü isim Stanford’dan mezun oldu. Prof. Dr. Yılmaz Esmer, Prof.Dr. Attila Aşkar ve Prof. Dr. Abdullah Atalar’ın da eğitim hayatındaki yolları aynı üniversitede kesişti. Şimdi üçü de Türkiye’de rektörlük yapıyor.

Prof. Dr. Yılmaz Esmer, Prof.Dr. Attila Aşkar, Prof. Dr. Abdullah Atalar üçü de ülkemizin yetiştirdiği büyük bilim adamları. Yılmaz Esmer 1946 doğumlu.

1968’de Yale üniversitesinden mezun. 1975-1978 arasında Stanford Üniversitesi’nde eğitimine devam etti. Türkiye’ye geri döndü. 1977-1981 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi’nde akademisyen olarak görev yaptı. 1981-1982 arasında tekrar Stanford’da asistan profesör olarak görev aldı. Şimdi Bahçeşehir Üniversitesi rektörlüğü yapıyor. Atilla Aşkar, matematik profesörüdür. Mühendislik diplomasını İstanbul Teknik Üniversitesi’nden 1966 yılında aldı. Doktorasını Princeton Üniversitesi’ne 1969’da sundu. Akademik hayatı boyunca Boğaziçi Üniversitesi, Brown Üniversitesi, Stanford Üniversitesi, Paris VI Üniversitesi, Max-Planck Enstitüsü ve Stokholm’deki Royal Institute of Technology’de hizmet verdi.

Halen Koç Üniversitesi rektörüdür. Bu göreve atanmadan önce, Koç Üniversitesi’nde Fen, İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi dekanı ve provost olarak görev aldı. Abdullah Atalar, 1970 yılında Ankara Fen Lisesi’ni birincilikle bitirdi. Aynı yıl gerçekleştirilen Üniversitelere Giriş Sınavı’nda birinci oldu. B. Sc derecesini Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden aldı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde bölüm birincisi olmayı başaran Atalar, M. Sc ve Ph. D derecelerini sırasıyla 1975 ve 1978 yıllarında Stanford Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü’nde elde etti.

1980 yılına kadar Stanford Üniversitesi’nde gerek öğrencilik gerekse öğrencilik sonrası araştırmalar için kalan Atalar, daha sonra Türkiye’ye döndü. Atalar 1980 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü’ne öğretim görevlisi olarak katıldı. Halen Bilkent Üniversitesi rektörlüğünü yürütüyor.

Birbirleriyle gurur duyuyorlar

İşte inanılmaz üç başarı öyküsü üçünün de kesiştiği yerler var. Türk olmaları, ülkelerine hizmet etmeleri ama kaderin bir cilvesi üçünün de yolu dünyanın en büyük üniversitelerinden olan Stanford’da kesişmesi. Üçü de o yılların çok güzel olduğunu ve şu an ülkemizin en büyük üç üniversitesinin rektörülüğünü yapmalarından dolayı birbirleriyle gurur duyuyorlar.

Harvard’a inat kurulan üniversite: STANFORD

KABA saba, soluk, yıpranmış giysiler içindeki yaşlı çift, Boston treninden inip rektörün bürosundan içeri girince sekreter masasından fırlayarak önlerini kesti. Bu taşralıların Harvard gibi üniversitede ne işleri olabilirdi? Adam, yavaşça rektörü görmek istediklerini söyledi. Rektörün o gün onlara ayıracak saniyesi yoktu. Yaşlı kadın, “Bekleriz” diye mırıldandı. Sekreter masasına döndü.

Saatler geçti, yaşlı çift pes etmedi. Sonunda sekreter dayanamayarak yerinden kalktı, “Sadece birkaç dakika görüşseniz, yoksa gidecekleri yok” diyerek rektörü iknaya çalıştı. Genç rektör, isteksiz bir biçimde kapıyı açtı. Taşralılardan nefret ederdi. Suratı asılmış, sinirleri gerilmişti. Yaşlı kadın hemen söze başladı. Harvard’da okuyan oğullarını bir yıl önce kazada kaybetmişlerdi. Onun anısına okul sınırları içinde bir yere anıt dikmek istiyorlardı. Rektör, öfkelendi. “Madam, biz Harvard’da okuyan ve sonra ölen herkes için bir anıt dikecek olsak, burası mezarlığa döner” dedi. Yaşlı kadın “Anıt değil, belki Harvard’a bir bina yaptırabiliriz” demeye çalıştı. Rektör “Bina mı?” diyerek tekrarladı, “Siz bir binanın kaça mal olduğunu biliyor musunuz? Sadece son yaptığımız bölüm 7.5 milyon dolara çıktı.”

Yaşlı kadın kocasına döndü: “Üniversite inşaatına başlamak için gereken para buymuş? Peki, biz niçin kendi üniversitemizi kurmuyoruz?” Rektörün yüzü karmakarışıktı. Yaşlı adam başıyla onayladı. Bay ve bayan Leland Stanford dışarı çıktı. Doğruca Californiaya’ya, Palo Alto’ya geldiler. Oğullarının adını ebediyyen yaşatacak üniversiteyi kurdular. Amerika´nın en önemli üniversitelerinden birini, STANFORD’u...

Bahçeşehir, bünyesine 2 şampiyon daha kattı

ORDU Abdurrahman ve Nermin Bilimli Anadolu Teknik Lisesi mezunu Yavuz Yıkılmaz ve Ahmet Keskin “Online Rehberlik Araştırma Merkezi” projesiyle mayıs ayında yapılan EBİKO 6. Uluslararası Bilişim Olimpiyatları’nda 32 ülkeden 3000 öğrencinin 700 projesinin yarıştığı ortaöğretim kategorisinde dünya şampiyonu oldu. Üniversite sınavında da başarılarını tekrarlayan iki genç tercihlerini Bahçeşehir Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Bilgisyar Programcılığı bölümünden yana kullandılar.
Yavuz Yıkılmaz Bahçeşehir Üniversitesi’ni tercih etmesinin en önemli sebebinin kendilerine ve projelerine gösterilen ilgi olduğunu belirtti ve “Diğer üniversitelere de başvurduk. Sadece Bahçeşehir Üniversitesi bizimle bu kadar ilgilendi. Buradayız çünkü projelerimizin hayata geçebileceğini biliyoruz. Bunun için Bahçeşehir’e minnettarız. Bahçeşehir’de bu projeyi ve başka projeleri bitirme şansımız var. Bu yüzden burayı seçtik” dedi.
Ahmet Keskin de “Projemize verilen desteğin yanısıra Bahçeşehir Üniversitesi’nin bir çok avantajı var. CO-OP projesiyle iş imkanı veya Uğur Dershanesi tarafından verilen ücretsiz Dikey Geçiş Sınavı Hazırlık Kursu gibi... Ayrıca buradan mezun olan öğrencilerin Dikey Geçiş Sınavı’nda başarı ortalaması da oldukça yüksek. Tüm bunlar bizi cezbetti” diye konuştu.

Online Rehberlik Araştırma Merkezi projesi, liselerdeki rehberlik derslerinin online olarak işlenmesini mümkün kılan bir sistem. Şampiyonlar bu projelerini ve daha bir çok yeni projeyi Bahçeşehir Üniversitesi Mesleki Teknik Eğitimi Geliştirme Merkezi’nin desteğiyle geliştirecekler.

















Rehberlik servisleri için yeni yaklaşım

Uğur Dershaneleri Genel Müdür Yardımcısı Banu Gürün, okullardaki rehberlik servislerinin yapılanmasıyla ilgili sorularımızı yanıtladı.

Bu yıl ilk kez uygulanan sınav sisteminin en önemli farklarından birinin, öğrencinin mesleki yönelimine göre şekillenmesi olduğunu düşünmüştük. Bu açıdan ele alırsak 2010 YGS-LYS tercih dönemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

15 Temmuz günü, ÖSYM Başkanı basın toplantısı yapıp YGS-LYS sonuçlarını duyurduğundan beri, öğrenciler ve velileri ellerinde sınav sonuç belgeleri, hazırladıkları tercih listesi taslaklarıyla dolaşıp duruyorlar. Aynı tablo, ortaöğretime geçecek öğrenci ve velileri için de söz konusu. Hepsinin tek bir sorusu var: Şimdi ne olacak? Yerleşir miyim acaba? Nereleri tercih etsem? İnsan bu noktada düşünmeden edemiyor: Bu kadar kritik, bu kadar kişinin yaşamını etkileyecek bir karar, böyle son anda mı verilmeli? Bu gençlere şimdiye kadar kimse bir şey anlatmadı mı? Kimin işiydi bu?

Okulların rehberlik servisleri bu noktada yeterince etkin değiller mi?

Hâlâ rehberliğin amacı ve fonksiyonunun tam olarak anlaşılmadığı, bu alanda çalışan yeterli kişi olmadığı sürece kimse rehberlik servislerini suçlayamaz. Amerikan Okul Psikolojik Danışmanları Derneği’nin tavsiyesine göre her 250 öğrenciye 1 danışmanın düşmesi gerektiği halde, ülkemizde hâlâ bir çok okulda rehber öğretmen yok ya da bazı okullarda binlerce öğrenci için tek bir rehber öğretmen bulunuyorsa rehberlik servislerini nasıl sorumlu tutarız.

Bu sorun çözülür mü? Çözülürse nasıl çözülür?

Bence ilk yapılacak iş sistemi değiştirmek olmalıdır. Nedir sistem? Okullarımızda var olan rehberlik servislerinin günlük iş yükü malum. Öğrenci disiplin suçu mu işledi? Veli görüşmeye mi geldi? Öğrenci derse yoğunlaşamıyor mu? Sınav kaygısı mı var? Bütün bunlar için tek adres, rehberlik servisi. Bir de rutin evrak işleri düşünüldüğünde rehber öğretmen ne zaman fırsat bulacak da öğrencinin kariyer planlamasını yapacak? Oysa sadece ulusal sınavlar hakkında bilgilendirme yapan, ilköğretim 1’inci kademedeki öğrenciye liseler, ortaöğretimdeki öğrencilere de üniversiteler ve meslekler konusunda bilgilendirme yapan kariyer danışmanları olsa her şey şimdikinden çok daha iyi olacak.
O zaman okullarda rehber öğretmenlerimizi, ihtiyacı olan birden çok okulda görevlendirmek de mümkün olacak. Rehber öğretmenlerimizi bir çok ülkede uygulandığı gibi okul psikoloğu adı altında, sadece psikolojik danışma bazlı hizmet veren kişiler olarak değerlendirmek, okulların Rehberlik Araştırma Merkezleri ile işbirliğini daha sistematik hale getirmek, çok daha verimli sonuçlar verecek.

Nasıl kariyer danışmanı olunur?

Kariyer danışmanı olabilmek için üniversitelerin sürekli eğitim merkezleri, eğitim bazlı sivil toplum örgütleri ve MEB Hizmet İçi Eğitim Dairesi işbirliğiyle sertifikasyon eğitimi yapılmalıdır. Bu sertifika programını oluştururken mutlaka öğrenci ve veli ihtiyaçları dikkate alınmak zorunda. Öğrenci ve veliler en temelde şu soruya yanıt arıyorlar: “Bu lisede ya da bu üniversitede eğitim görmemin bana getirisi var mı?”, “Bu bölüm bana uygun mu?” Bu soruların yanıtını verecek kariyer danışmanlarına ihtiyaç var.

Sertifika programı da bu anlayışa göre düzenlenmeli, içerik buna göre oluşturulmalı. Önemli olan bir diğer nokta da ülkenin neresinde olursanız olun e-learning yoluyla bu sertifikayı edinebilme fırsatı sunulması. Sertifika eğitiminden başarıyla çıkan kişiler, oluşturulacak kariyer müfredatı çerçevesinde çalışmalarını sürdürmeliler.

Bu modelin diğer kazanımları neler olabilir sizce?

Belirli periyodlarda okul kariyer danışmanlarından veri toplayarak, gençlerin eğilimleri, yönelimleri konusunda Milli Eğitim Bakanlığı net bilgilere sahip olabilir. Yapılacak planlamalar için ciddi bir projeksiyon geliştirebilmek bu yolla mümkün olacaktır. Bu projeksiyonun orta ve uzun vadede, yanlış eğitimsel yönelimlerden kaynaklı ekonomik kayıpları da azaltacağını düşünüyorum.
Ayrıca son yıllarda sıklıkla karşımıza çıkan “yaşam koçu, eğitim koçu” gibi isimler altında vergisiz çalışan, bilimsel olmayan yöntemlerle gençlerin yaşamlarını planlayan kişilerin, yanlış bilgilendirme ve yönlendirmelerinin de önüne geçilmiş olacaktır.

ETİKETLER

0