"Okul başarısı her şey değildir"

07 Eylül 2017 Perşembe - 9:41 | Son Güncelleme : 07 09 2017 - 10:39

Psikolog-yazar Misli Baydoğan ile yeni eğitim dönemi öncesinde öğrencilerin yaşadığı problemler üzerine konuştuk.


Zeynep Baliç: Misli Baydoğan kimdir?

Misli Baydoğan: 1979 Sivas doğumluyum. Ankara’da büyüdüm. TED Ankara Koleji’nin ardından Hacettepe Üniversitesi’nde lisans ve yüksek lisans derecelerimi tamamladım. Klinik Psikoloğum ve ayrıca yazarım. Kitaplarım var. Düzenli olarak çeşitli edebiyat dergilerinde yazıyorum. Bir vakıf üniversitesinde psikolog olarak görev yapıyorum. Ankara’da özel bir radyo kanalında haftalık sohbet programları yapıyorum. Kısaca böyle özetleyebiliriz.   

Zeynep Baliç: Okula yeni başlayacak olan çocuklarda en sık görülen problemler nelerdir? Bunların çözümü için aileler nasıl tutum sergilemeli?

Misli Baydoğan: Okula yeni başlayacak çocuklarda okul korkuları, evden ve anneden ayrı kalmaktan tedirgin olmak gibi sorunlarla karşılaşabiliyoruz. Okulda kendisini neyin beklediğini bilmeyen çocuk ailesinin ona sağladığı güvenli ortamdan ayrılmaya gönülsüz olabiliyor. Elbette bu durumun her çocukta meydana gelmediğini belirtmekte fayda var. Genelde kendileri de bir miktar kaygılı olan anne ve veya babaların çocuklarında bu tip korkulara eğilim olduğu söylenebilir. Hem çocuk ailesinden, evden ayrılmaktan dolayı kaygılanıyor hem de aslında ebeveynler çocuklarından ayrı düşecekleri için kaygılanıyor olabiliyorlar ancak ağlayıp, direten taraf çocuk olduğu için bu durum sanki sadece çocuktan kaynaklıymış gibi zannedilebiliyor. Çocuğun okula gitme gerekliliği konusunda kararlı bir tutum sergilenmesi gerekiyor. Öğretmenin çocuğu sınıfa dahil etme konusunda yardımı önemli. Dirençli durumlarda ise bir psikiyatrist veya psikologtan yardım alınması gündeme gelebilir.

Zeynep Baliç: Öğrencilerin yaz tatilinin ardından okula uyum süreçleri nasıl kolaylaştırılır?

Misli Baydoğan: Uzun tatiller öğrencilerin bir yandan rahatlığa alışmasına neden olurken diğer yandan da evde sıkılıp, bir an önce sosyalleşmek için okulu özlemelerini sağlıyor. Ancak sabahları erken kalkmak, okul yükümlülüklerini yerine getirmek, tatilde fazlaca haşır neşir olunan tablet, bilgisayar, televizyon, sosyal medya, internet oyunları gibi dijital ve sanal ortamlardan uzak kalmak öğrencilerin en çok zorlandıkları uyum sorunlarının başında geliyor. O nedenle kuralların ve sınırların net olması önemlidir. Çocuk zaten kendi kendine o otokontrolü sağlayamıyorken, esnek kurallar tercihini rahatlıktan ve keyfi alışkanlıklardan yana yapmasına neden olabilir. Tamamen yasaklamak uygun bir yöntem olmayabilir ancak kısıtlama gereklidir ve bu konuda da konulan kuralların harfiyen uygulanması önemlidir.

Zeynep Baliç: Çocukların okul başarılarını artırmak için neler yapılabilir?

Misli Baydoğan: Okul başarısı her şey değildir. Öncelikle ebeveynlerin bu konuda bir içgörü geliştirmelerini bekliyoruz. Her çocuk büyüyüp doktor veya genetik mühendisi veya avukat olursa toplumun dengesi bozulur. Önemli olan çocuğun yeteneklerine uygun, gerçekçi beklentilerin olduğu bir ortamda kendisini yeterli ve özgüvenli hissederek büyümesi, kişiliğini kazanmasıdır. Evde kurallar varsa, çocuk yeterince sevgi görüyorsa, kendisini değerli hissediyorsa, öz disiplin kazanmışsa eninde sonunda başarılı bir birey olacaktır. Başarı üzerinde toplumsal mutabakat sağlanmış anlam içeriğine sahip bir sözcük değildir. Her ailenin kendi düzeninde başarıya farklı anlamlar yüklenmiş olabilir ve bu atıfların sorgulanması da güzel sonuçlar verebilir.

Zeynep Baliç: Aileler çocuklarını ne zaman psikoloğa götürme ihtiyacı duymalılar?

Misli Baydoğan: Her ailenin, her bireyin psikoloğu olması gerektiği, batılı ülkelerde bunun böyle olduğu ifadeleri külliyen tüketim toplumu saçmalığıdır. Psikolojik zorlanması olmayan insanların, gerekli sosyal desteği olan, baş etme becerileri gelişmiş kişilerin psikolog veya psikiyatriste gitme zorunluluğu yoktur. Gözünüz bozulursa doktora gidersiniz. Psikolojik durumumuz da genel bütünlüğümüzün içerisinde sağlığımızla ilgili bir konudur. Aile çocuğun kendi başına içinden çıkamadığı bir zorlanma yaşadığını fark ederse, bu durumda çözüm üretmekte kendisi de yetersiz kalıyorsa ve bu söz konusu sorun çocuğun evde, okulda veya arkadaş ortamında işlevselliğini bozuyorsa, o zaman bir ruh sağlığı profesyoneline başvurulmalıdır.

Zeynep Baliç: Eğitim sisteminde sizce değişmesi gereken noktalar neler? Öğrenciler, veliler ve eğitmenlerin bir arada yaşadığı en önemli sorunları değerlendirir misiniz?

Misli Baydoğan: Eğitim sisteminin yeterince milli olmaması ve içselleştirilmiş ahlak değerleri sağlamayan, manevi değerleri maalesef yüzeysel ve şekilden ibaret bir biçimde çocuğa yüklemeye çalışan ezberci kalıplardan oluşması bence en önemli sorundur. Sınav sistemi nedeniyle çocukların tabiri caizse yarış atı gibi test sorusu çözen organizmalar haline getirilmesi ise bir diğer önemli sorun. Bir kitap okumanın lezzetini alamadan, sanattan, spordan bihaber, bilimsel düşüncenin teşvik edilmediği hiçbir eğitim sistemi toplum için bir vizyon oluşturamaz. Bazı mekanik alışkanlıkları olan, koşullanmış kitleler ise uzun vadede önce onları üreten sistem için tehdittir ama bunu görebilmek için de birkaç nesil ilerisini önemseyen, gelecek inşasına önem veren bir siyasi yapılanma gerekliği vardır.

Zeynep Baliç: Asıl mesleğiniz olan psikologluğun yanı sıra roman yazma fikri nasıl ortaya çıktı?

Misli Baydoğan: Yazmak benim okuma yazma öğrendiğim zamanlardan beri hiç vazgeçmediğim ve içimde neden var olduğunu bilmediğim bir güdüydü. Kendimi bildim bileli çok kitap okur, çok gözlemler, az konuşur ve tefekkürle fazlaca vakit geçiririm. Neticede sevdiğim bir büyüğümün dediği gibi bir noktada “bilginin ve birikimin zekatını vermek” gerekliği doğdu sanırım.

Zeynep Baliç: Psikolog olmanın yazma sürecinde ne gibi etkileri oldu? Sizi hangi açılardan besledi?

Misli Baydoğan: Psikolog olmak sadece yazarlık anlamında değil, hayata karşı duruşum, insana ve insan olmayana bakışımı belirleyen önemli kavrayışlar kazanmamı sağladı. Bunu elbette şimdi geriye dönüp bakınca fark ediyorum. İnsanla iç içe olmak, iç dünyalara bu kadar sık maruz kalmak, mahremiyetlere dahil olmak ister istemez zaman içinde psikolog olmayanlara göre farklı bir hoşgörü, kabulleniş ve empati becerisi getiriyor. Sivrilikleriniz törpüleniyor. Duyguların çeşitliliği repertuvarınızı genişletiyor. Ezberlerin, önyargıların, toplumsal şablonların dışına çıkıyorsunuz. Sanırım bu da edebi yönden fena bir şey değil.

Zeynep Baliç: Yazma sürecinde herhangi bir ilham kaynağınız oldu mu?

Misli Baydoğan: Ben ilhama inanan bir yazarım. İlhama ve çok çalışmaya. Çok okumadan yazamazsınız. Çok okumak ve sonrasında da oturup yazmak için çok kısıtlı bir sosyal yaşantınız olması gerekir. Fedakarlık gerekir. Adanmışlık gerekir. Ödülü de ancak içinde yazma şevki bulunan bir insanın anlayabileceği şekilde tatmin edicidir. Kendini besleyen bir döngü gelişir zamanla. Üretme, okunma, ortak bir duyguda buluşma, başka ruhsallıklara temas etme, geri beslenme, tekrar motive olma, üretme vs. Bu sarmala girdiğinizde tanık olduğunuz en sıradan görünen olay, bir yüz ifadesi, renk, müzik, koku, içsel bir uyarım her şey ilham verici olabilir.