'Kürt yazarın öldürüleceğini MİT biliyordu ama...'

AA |  25 Nisan 2016 Pazartesi - 19:35 | Son Güncelleme : 25 04 2016 - 19:35

Yazar Musa Anter'in 1992'de öldürülmesi ve AK Parti Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu'nun yaralanmasına ilişkin, "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım'ın da arasında olduğu 4 sanığın yargılandığı dosya ile birleştirilen 16 sanıklı JİTEM davasının görülmesine devam edildi.


 
Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya tutuklu sanık Hamit  Yıldırım, tutuksuz sanıklar Savaş Gevrekçi, müşteki AK Parti Milletvekili Orhan  Miroğlu, müdahil Musa Anter'in oğlu Dicle Anter ve taraf avukatları katıldı.
 
Mahkeme Başkanı Afak İlleez, bir önceki duruşmada tanık olarak  dinlenmesi için davetiye gönderilen Veli Küçük'ün  mazeret belgesi sunduğunu  bildirerek, tutanağa yazdırdı.
 
Duruşmada tanık olarak dinlenen Hüseyin Özbilgin, 2009'da Emniyet  Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı olarak görev yaptığını, bir  telefon dinlemesi talebinde imzası bulunduğu gerekçesiyle Ankara 12. Ağır Ceza  Mahkemesinde yargılandığını belirtti.
 
Mahkemede söylediği bazı sözleri nedeniyle tanık olarak çağrıldığını  kaydeden Özbilgin, bunu kanun ve insanı değerlere ne kadar bağlı ve saygılı  olduğunu anlatmak için söylediğini ifade etti.
 
Diyarbakır'da Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde 1991-1992 yılları  arasında görev yaptığın bildiren Özbilgin, şunları anlattı:
 
"Haber merkezi anons etti, 'şu bölgeden yoğun silah sesleri geliyor,  araştırın. Askeri yetkililer bildiriyorlar o trafonun olduğu yerde silah sesleri  geliyor' diye. Neden bizi bilgilendirdi? O zaman terör var. Pusuya düşürme  olayları var. Biz de terör ekibiyiz, tedbirli gidiyoruz. Silahımız daha güçlü  diğer ekiplere göre. Aracı bir kenara park ettik, aramaya başladık. Yaşlı bir  şahıs bulmuş, eks vaziyette yatıyordu. Bir genç de yaralıydı, can çekişiyordu.  Ekip amiri olarak gittim, olayı kim yaptığını öğrenmeye çalıştık. 'Kimsin, ne  oldu' diye sordum. Şahıs yaralıydı, ağızdan kan geliyordu. Ambulans istedik. Bu  arada diğer ekipler geldi bizim yanımıza. Ambulansta ısrar ettiğimi gören  arkadaşlar, 'bırak ölürse ölsün, en iyi Kürt ölü Kürt' dediler. Bunu anlattım  mahkemede. 'Bunu anlattığım arkadaşlar şu an önemli görevlerde olabilir' dedim.  Bu basına yansıdı. Yansıyınca Sayın Miroğlu, bu konuda yazı yazdı. Konu bundan  ibaret. Vuranları tanımıyorum."
 
  "O zaman Musa Anter, Orhan Miroğlu kim bilmiyorum"
 
Özbilgin, Cumhuriyet Savcısı Alper Türközmen'in "Olay yerine giden  ekip siz miydiniz? sorusuna, "Evet. Haber merkezi bizi yönlendirdi. Vardığımızda  yerde iki tane şahıs vardı.  Olayın failleriyle ilgili bilgi almaya çalıştık.  Şahıslar yaralı olduğu için konuşamıyordu. Her hangi bir şeye ulaşamadık. O zaman  Musa Anter, Orhan Miroğlu kim bilmiyorum, yeni tayin olmuşum." yanıtını verdi.
 
Anter ailesinin avukatı Selim Okçuoğlu'nun, "Yeşil kod adlı kişiye  ilişkin bilginiz var mı? JİTEM'i duydun mu?" sorusuna karşılık Özbilgin,  "Basından öğrendim. Onlar farklı bir ilde çalışmış, biz farklı bir ilde. Kendini  tanımam. JİTEM'i duymadım. Bizim görevimiz önleyici ve failleri yakalamaya  yönelikti.  Herkes gibi basından, kulaktan duyduğumuz şeyler." ifadesini  kullandı.
 
Müşteki avukatlarından Oya Aydın'n, "Askeri kaynaklar size haber  veriyor. Cinayet işlendiği zaman terör mü aranır?" sorusu üzerine de Özbilgin,  "Beni oraya gönderen 155. O tarihlerde olay yerine adi bir olay dahi olsa ekipler  pusuya düşürüldüğü için terör ekibi oraya gidiyor. Pusuya düşürülebilir diye önce  terör ekibi gidiyor. 'Olay doğru' derse diğer ekipler gidiyor." diye konuştu.
 
Söz alan Orhan Miroğlu, Özbilgin'in rastlantısal bir şekilde  yargılanırken söz konusu davayla ilgili konuştuğunu, Musa Anter cinayetiyle  ilgili bilgi kirliliği olduğunu savundu.
 
Miroğlu, "Hüseyin Bey, kendisi önemli bir tanıklık yapıyor. 'En iyi  Kürt ölü Kürt diyor' gelen ekipler. İnsani bir yaklaşım içinde olduğunu söylüyor,  teşekkür ederim. Ben ambulansla kaldırılmadım. O gün oralarda sanıyorum sivil  halka ait bir kamyonetle Dicle Üniversitesi Hastanesine kaldırıldım, isimleri  belli. Acaba oradan ayrılırken ne düşündü? Can çekişiyorum acaba ambulansı neden  beklemedi? Kendisi mi götürdü beni hastaneye? Sonrasını neden takip etmemiş?"  sorusu üzerine Özbilgin, şöyle konuştu:
 
"Bizim görevimiz olay yerini incelemek veya hastaneye götürmek değil.  Bizim görevimiz önleyici görev. Olay olmuşsa failleri yakalamak. Olay yerine  gittikten sonra bir düzenek falan yoksa diğer ekipler geliyor. Orada benim  söylemek istediğim, olayı gören var mı diye sordum, kimse bir şey söylemedi.  Orada insani olarak yaralı bir şahsı hastaneye kaldırmak için çalıştım. Bölge  fakir, araç falan da yok. Olayın sonuna kadar da beklemedim. Hastaneye götürelim  demedim, ambulans çağıralım dedim. Hastaneye götürmek, kayıtları tutmak karakolun  işidir."
 
"Sadece spontane gelişen bir  olay"
 
Özbilgin, Savcı Özmen'in, "Kendinizi savunurken başka bir şey aklınıza  gelmedi de bu mu geldi? Neden?" sorusu üzerine, "Sadece spontane gelişen bir olay. Planlanmış bir konu değil. Otuz yıl devlette görev yapmış birisiniz.  Casuslukla yargılanmanız zul bir şey, aklıma geldiği için." şeklinde konuştu.
 
Miroğlu'nun avukatı Nida Ocak'ın, "Kimliği tespit edemediniz değil  mi?" sorusuna Özbilgin, "Orhan Bey'e yaralı olduğu için sorduk, 'kimsiniz, ne  oldu, kim yaptı' ama cevap veremedi." dedi.
 
Ocak'ın, "Orhan Bey'in Kürt olduğunu nasıl anladınız?" sorusuna  Özbilgin, "İsmi şuymuş, doğum tarihi şu diye konuşuyorsunuz. Kimliğini  almışsınız" yanıtını verdi.
 
Müşteki avukatlarının, "JİTEM ile hiç karşılaşmadınız mı?" sorusu  üzerine de Özbilgin, "Hiç kimsenin anlında JİTEM yazmaz. Bu şuymuş, bu şeymiş  diye. Duyduğumuz şeyler vardı basında. Ama bu JİTEM diye bir şeyle karşılaşmadık.  Diyarbakır'a tam vakıf değilim, dört ekip var. Tümünden sorumlu değilim. Böyle  bir olaya şahit olmuşsan adli makamlara götürmüşümdür." ifadesini kullandı.
 
Söz alan avukat Selim Okçuoğlu, sanık Abdülkadir Aygan'ın İsveç'te  ifadesinin alınması için mahkemenin görevlendireceği bir hakimin ifadesini  alabileceğini söyledi. Okçuoğlu, "Yargılama uzuyor. Adil yargılama için  sanıkların mağduriyetinin giderilmesi lazım. Soruşturmanın da genişletilmesini  talep ediyoruz" dedi. Mahkeme Başkanı İlleez de "Şimdi değil de bir ara kararda  karar verelim" diye konuştu.
 
"Bu 'kafa adam' yaşıyor mu"
 
Bu arada tekrar söz alan Orhan Miroğlu, cinayetin hem mağduru hem de  tanığı olduğunu, duruşmaya hazırlıklı geldiğini, paylaşmak istedikleri olduğunu  belirti.
 
Miroğlu, şunları aktardı:
 
"Mehmet Eymür'ün yaptığı açıklama çok önemli. Mehmet Eymür, Musa  Anter'in, Diyarbakır'a getirilmesi için PKK'nın kafa adamlarından birinin  kullanıldığından bahsediyor. Diyarbakır Savcılığında suç duyurusunu alacak savcı  bulamadık. Suç duyurusunda bulunduğumuz Cumhurbaşkanı ve Başbakandı. Dava süreci  devam ederken, Ömer Özüyılmaz, zannediyorum İstanbul Terörle Şube Müdürü,  bilemiyorum önemli bir görevde bulunuyordu, ifademi yeniden almak istedi. Ankara  Emniyet Müdürlüğünde buluştuk. Özetle şöyle oldu, 'Yeni bir gelişme yok. Olayı  aydınlatmaya çalıyorum. Hamit'i araştırıyorum. Birçok Hamit var. JİTEM'in bu işi  yaptığını söylüyorsunuz' dedi bana. 'Ama durum böyle değil. Musa Anter'i belli,  Diyarbakır'a getiren PKK  içinde biri var' dedi. Ona şunu sordum, 'Ben işin net  olan kısmını bilmiyorum, kim bu kafa adam? Hala yaşıyor mu?' dedim. 'Evet hala  yaşıyor' dedi. Neden ismini açıklamıyorsunuz  mahkemede dedim. 'Zamanı gelince bu  da olacak' dedi."
 
Olayla ilgili Mahmut Yıldırım'ın beyanlarına güvenilmemesi  gerektiğini, cinayetle ilgili bilgi kirliği olduğunu iddia eden Miroğlu, "Musa  Anter alınacak ve sorgulanacak, ben de alacağım bu işi PKK yaptı diyeceğim. Yerde  can çekişirken. Yeşil'in ifadesinde geçen 'beni sağ bıraktığı', bu yanlış. Olaya  uyan bir şey varsa PKK içinde birisinin Musa Anter'in Diyarbakır'a getirilmesi.  Musa Anter sadece kitap imzalamak için gitmiyordu. Kendisiyle bir ilişki kuran  PKK'nın isteği üzerine Diyarbakır'a gidiyordu." ifadesini kullandı.
 
"MİT aslında Musa Anter’in öldürüleceğini biliyordu"
 
Musa Anter'i anlatan kendi yazdığı kitaptan bir bölümü okuyan  Miroğlu'nun ağladığı görüldü. Bir süre oturarak dinlenen ve su içen Miroğlu, daha  sonra şöyle devam etti:
 
"MİT aslında Musa Anter'in öldürüleceğini biliyordu. Ama  öldürülmesinde rol oynamadı. Olaydan MİT'in haberi vardı. Herkes öldürüleceğini  biliyordu. Ama kimse bir şey yapmadı, tıpkı Hrant Dink gibi. MİT'in izlediği  politika, 'Biz biliyoruz ama bir rolümüz yok'. MİT'ten Hale Anter'e gidip 'Eşini  öldüreni biliyoruz ama biz değiliz' diyen kim? Bunun araştırılmasını istiyoruz.
 
Telekonferans yöntemiyle Abdulkadir Aygan'ı mahkemeniz dinleme imkanı  bulsun. Musa ağabeyin öldürülmesinde kurumsal olarak JİTEM, MİT, PKK içindeki bir  kuvvet veya  bir gurubun rolü var. Soruşturma sürdürülürse belki hikayenin  bilinmeyenine tanık oluruz. MİT, JİTEM, PKK içinde yer alan bir yapının rolü var.  MİT'in bu işte kusuru, kabahati var. Musa Anter cinayeti aydınlanırsa bölgede bu  cinayetlerin nasıl işlendiği konusunda bir sonuç elde edebiliriz.  Ergenekon  çöktü diye bir şey var. Ergenekon davası kamuoyunun vicdanında çökmemiş ise bu  dava da çökmez."
 
Mahkeme Başkanı Afak İlleez'in bunun davayla ilgisinin olmadığını  söylemesi üzerine Miroğlu, "Ergenekon davasında yargılanan birçok kişinin Musa  Anter cinayetiyle ilgisi var" dedi.
 
İlleez'in, "Sanık Hamit Yıldırım'ı olay esnasında gördünüz mü? Olay  sırasındaki bu şahıs mıydı?" sorusu üzerine Miroğlu, "Olay tarihinde bu şahıs  18-19 yaşlarında, çok zaman geçti. Musa ağabeyle yürüyorduk, karanlık loş bir  sokak. Bir silahın bize yöneltildiğini gördüm. Hamit Yıldırım'dır, net olarak şu  diyemem. Birkaç saniye gördüğünüz insanı 15-20 yıl sonra nasıl tanıyabilirim?"  diye konuştu.
 
Avukatların talebi üzerine duruşmaya, bir süre ara verildi.
 
"Hayatımı bu davanın aydınlatılmasına vakfettim"
 
Verilen aradan sonra avukat Selim Okçuoğlu'nun, "Yeşil'in sizi,  "Tayfun" olarak tanıması mümkün mü?" sorusuna Miroğlu, "Yeşil, bölgede istihbarat  elemanı olarak kullanılıyor. Kendi cinayet dosyalarını dezenformasyon etmek için  kullanabilir veya beni başkasıyla karıştırabilir. Hayatımı bu davanın  aydınlatılmasına vakfettim." cevabını verdi.
 
Mehmet Eymür'ü ziyaret ettiklerini, olayla ilgili MİT'in arşivinde  neler olduğunu sorduklarını kaydeden Miroğlu, kendisinin bilgi vermekten  kaçındığını, mahkeme kararıyla bilgi istenmesi durumunda bunu MİT'in  verebileceğini söylediğini belirtti.
  
Miroğlu, "Yeşil'i JİTEM de kullanıyor ama öyle ağır şeyler yapmış ki  JİTEM de bunu taşıyamıyor. MİT'e geçiyor. Bu acıların en büyük muhatabı JİTEM  dir. JİTEM de tek başına değildir. Bölgede bir ateş yanıyordu. Bu tamamen  dezenformasyona yönelik. Burada bir kısım medya var, politik tercihlerimi  beğenmediği için haberler yazıyor. Ben ne yaptığımı iyi biliyorum. O geceye ait  Yeşil'in ifadesini yalanlayacak bir sürü insan var. O gece otele Musa ağabeyi  almak için gittim. Musa ağabeyi ilk kez misafir etmedim. Herkesin takip ettiği,  izlenen bir insana evinizi açmak kolay değil. Ben o gün hesapta yokum. Musa  ağabeyi alacağım. 'Bir arazi meselesi var, gidip çözüp geleceğiz Orhan' diyor.  Bana, 'Bunlar samimi bir itirafçı gruptur, PKK ile barışmak istiyor' deseydi ben  gitmezdim." diye konuştu.
 
"Musa Anter, Abdullah Öcalan'a alternatif bir isim miydi?"
 
Sanık avukatlarından Hikmet İşler'in, "Musa Anter, Abdullah Öcalan'a  alternatif bir isim miydi? Toplumu kaynaştırmak için?" soru üzerine de  Miroğlu,  "Böyle bir şey doğru değil. O dönem örgütün yükseliş durumu. Öyle bir zapturapta  gelerek örgütün disiplinine girecek biri değil. Abdullah Öcalan'a alternatif  falan aklından geçirebilecek bir şey değil. Musa ağabey hayatı boyunca şiddete  karşı çıkmış biridir." dedi.
 
Söz alan tutuklu sanık Hamit Yıldırım, "Orhan Bey, benim JİTEM'e   katıldığım yönünde bir belge var mı? Orhan Bey, iyice benim ailemi biliyor,  aşiretimi biliyor. Orhan Bey benim üzerime çok şey yazdı.  Ama ben, üzerine  tetiği çekmedim, Musa Anter'i vurmadım. Mağdurum. Tahliyemi talep ediyorum."  şeklinde konuştu.
 
Veli Küçük'e çağrı kağıdı
 
Mahkeme, ara kararında sanık Hamit Yıldırım'ın tutukluluğuna karar  vererek, faili meçhul cinayetlerle ilgili bu dosya ile birleştirilen Diyarbakır  dava dosyanın tefrik talebini reddetti.
 
Hanefi Avcı'nın Ankara 2 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1998/27  esas sayılı dosyasının içerisinde Mahmut Yıldırım'a ait telefon dökümleriyle  ilgili kayıtların gönderilmesini de kararlaştıran mahkeme, Musa Anter ile olay  tarihinde Diyarbakır Belediyesince düzenlenen festival ve öncesine ilişkin TRT'de  çekim yapılıp yapılmadığı, varsa görüntülerin istenmesine karar verdi.
 
Mehmet Eymür'ün tanık olarak beyanında Mahmut Yıldırım'a ilişkin  belirtmiş olduğu belgeleri mahkemeye ibrazı için çağrı kağıdı çıkartılmasına da  hükmeden mahkeme, Veli Küçük'in ifadesinin alınması için çağrı kağıdı  çıkartılmasına karar verdi.
 
Ayrıca mahkeme Abdulkadir Aygan, Hacı Hasan, Muhsin Gül, Mehmet Zahir  Karadeniz, Fethi Çetin hakkında çıkarılan yakalama infazının beklenmesine de  hükmederek duruşmayı erteledi.
 
Davanın geçmişi
 
İddianamede Anter'in ölümü ve Miroğlu'nun yaralanmasıyla sonuçlanan  eylemi Mahmut Yıldırım'ın planladığı ve yönettiği, Hamit Yıldırım'ın eylemi  gerçekleştirdiği, dönemin Jandarma İstihbarat Grup Komutan Vekili Savaş  Gevrekçi'nin ise emri altında bulunan Aziz Turan'ı faillere yardım için  görevlendirdiği öne sürülüyor.
 
Sanıkların, 765 sayılı TCK'nın 450/4. maddesindeki "taammüden adam  öldürmek" suçundan ağırlaştırılmış müebbetin yanı sıra "halkı isyana teşvik ve  birbiri aleyhine silahlandırarak mukateleye (öldürme, vuruşma) teşvik etmek" ve  "adam yaralamak" suçlarından da cezalandırılmaları talep ediliyor.
 
Yargıtay, Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesindeki 16 sanıklı JİTEM  davası ile yazar Musa Anter'in öldürülmesi ve AK Parti Mardin Milletvekili Orhan  Miroğlu'nun yaralanmasına ilişkin Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesindeki 4 sanıklı  davanın birleştirilmesini kararlaştırmıştı.