'İstanbul Finans Merkezi'ni 2022'de açmayı hedefliyoruz'

AA |  27 Mayıs 2019 Pazartesi - 11:37 | Son Güncelleme : 27 05 2019 - 16:34

Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi Başkanı Prof. Dr. Aşan, İstanbul'u finansal hub haline getirmek istediklerini belirterek, "İstanbul Finans Merkezi'ni 2022'nin başlarında açmayı hedefliyoruz." dedi.


 Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi Başkanı Prof. Dr. Göksel  Aşan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet  Sistemine geçişle beraber kurulan ofislerin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip  Erdoğan'ın hangi alanlara yoğunlaşacağının işaretini verdiğini söyledi.  Ofislerin kamuda çok alışık olunmayan özerk bir yapısı olduğunu  belirten Aşan, "Bunun tek sebebi de bürokrasinin içinde kalınmasın, hızlı  kararlar alınabilsin diye. Cumhurbaşkanımız tarafından Finans Ofisi'ne verilmiş  bazı görevler var. Türkiye'de temel hedef finans kesiminde derinliğin  sağlanabilmesi. Bunda da en kritik alan bankacılık sektörü. Bankacılık sektörünün  ağırlığının azaltılması. Bunu söyleyince yanlış anlaşılıyor. Bankacılık sektörünü  küçültmek gibi bir niyetimiz yok. Sektörü büyütelim, bankacılık dışı sektörü daha  çok büyütelim. Böylece oran olarak gelişmiş ülkelere yakın bir yere doğru  gidebilelim. Bizde bankacılığın payı yaklaşık yüzde 90, bankacılık dışı sektörün  payı yüzde 10 civarındadır. ABD'yi ekstrem bir durum olduğu için dışarıda  bırakırsak, Avrupa'da oran yarı yarıyadır." ifadelerini kullandı.
 
 Aşan, Finans Ofisi'nin finansal sektörün derinleştirilmesi konusunu  daha hızlandırmayı, alternatif finansal alanların oluşturulmasını ve  geliştirilmesini hedeflediğine dikkati çekti. İstanbul Finans Merkezi'nin hayata geçirilmesi (İFM) ile bankacılık ve  finans sektörüyle ilgili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a belli periyotlarla  raporlama yapmanın Ofisin diğer görevleri arasında  olduğunu dile getiren Aşan,  İFM projesiyle ilgili son duruma ilişkin şunları kaydetti:
 
"İstanbul Finans Merkezi aslında Cumhurbaşkanımızın İstanbul  Büyükşehir Belediye Başkanı görevi sırasındaki bir rüyasıdır diyebiliriz. Bir  şehir bu kadar büyüyünce hizmet sektörü kaçınılmaz olarak öne çıkıyor. Hizmet  sektörünün en önemli ayağı da finans sektörü. Dünyada finans merkezi olmayı hak  eden birkaç şehir varsa bir tanesi İstanbul'dur. İFM, 2009 yılında ete kemiğe  bürünen bir proje haline geldi. 2012-2013 yılında inşaatlar başlıyor.  Cumhurbaşkanımız defalarca bunun bir gayrimenkul projesi olmadığını vurguluyor.  Geçmişten bu yana İFM Projesi'nde bir aksaklık olmuş, inşaatlar çok hızlı  ilerleyememiş, hedeflenen tarihin gerisindeyiz. Bu görevi o nedenle Finans  Ofisi'ne verdi. Temel amaç, bürokratik tarafta bu projeye engel oluşturabilecek  unsurlar varsa onları halletmek. Bu projeye hız vermeyi amaçlıyoruz.
 İnşaat tarafı ilerleyecek, orada bir takım sorunlar olmuş elbette ama  1-2 ay içerisinde çok hızlı bir şekilde orası başlayacak. Burada asıl mesele  İstanbul'un finans merkezi olması. İstanbul'u global bir finans merkezi haline  getirmek için çalışmalarımız sürüyor. Göreve gelir gelmez ilk girişimimizi İFM'yi  dünyaya anlatmakla başladık. İFM'nin nasıl bir finans merkezi olacağını dünyaya  anlatmak için, bu işte uzman dünyada finans merkezleri sıralamasını yapan bir  firmayı Londra'da ziyaret ettik. Onlarla ön anlaşma yaptık. Firma, bize rapor  hazırlayacak ve dış algıyı yönetme konusunda danışmanlık verecek."
 
"İFM'yi bankacılık dışı finansal sektörle doldurmamız lazım" 
 
Göksel Aşan, sermaye piyasalarının derinleşmesiyle İstanbul'un finans  merkezi olmaya yakınlaşacağını ifade etti. Aslında bütün meselenin bu olduğunu söyleyen Aşan, finans sektörünü  büyütmenin yurt içi tasarruflara pek mümkün olmayacağını, dolayısıyla dış  tasarrufların Türkiye'ye çekilmesi gerektiğini dile getirdi. Aşan, haritada Türkiye'nin etrafında 1.500-2.000 kilometre çapında bir  daire çizildiğinde içeride bir tane finans merkezi (Dubai) kaldığını belirtti. İstanbul'un finans merkezi için önemli bir aday olduğunu ve bunun çok  hızlı bir şekilde yapabileceklerini kaydeden Aşan, "İstanbul'u finansal hub  haline getirmek istiyoruz. Bunun için yasal mevzuatı, altyapı çalışmaları var.  Bir taraftan bunlar ilgili bakanlık tarafından yürütülüyor. Sadece Türkiye'deki  finans piyasasıyla global finans merkezi olmaz. Londra, sadece İngilizlerin  tasarrufları ile finans merkezi olmuş değil, bütün dünyanın tasarruflarını  toplayabiliyor." değerlendirmelerini yaptı.
 Prof. Dr. Göksel Aşan, İstanbul Finans Merkezi'ni (İFM) 2022'nin  başlarında açmayı hedeflediklerini aktararak, "Taşınmalar ne kadar sürer onu  bilmiyorum ama kurumlara 'gelin yerleşin' diyebilecek durumda olacağız. Tabii bu  ciddi bir hız gerektiriyor." dedi.
 İFM bünyesinde hangi kurumların yer alacağı hakkında da bilgi veren  Aşan, şöyle devam etti:
 "Halkbank, Ziraat Bankası ve VakıfBank gibi kamu bankaları oradalar.  Sermaye Piyasası Kurumu (SPK) ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK)  orada, sigortacılık büyük bir olasılıkla yanına eklenecek. Türkiye Cumhuriyet  Merkez Bankasının (TCMB) da tamamı mı gelir yoksa operasyon birimleri mi gelir  belli değil ama TCMB'nin de orada bir binası olacak. Tahkim gibi birtakım  hukuksal yapıları da oraya taşıyacağız. Benim kanaatim şöyle, bu kadar bankanın  yeteceğini düşünüyorum. İş Bankası'nın da orada binası var zaten. Hani hep  diyoruz, 'Bankacılık sektörünün payını biraz azaltıp, diğer sektörlerin payını  genişletmek lazım' diye. Bunun bir örneği İFM olmalı. Bu kadar banka buraya  yeter. Bizim orayı bankacılık dışı finansal sektörle doldurmamız lazım. Altyapıyı  da ona göre oluşturuyoruz zaten. Mümkün olduğunca yabancı yatırımları, firmaları  ve finansal kuruluşları buraya çekmemiz lazım."
 
 "İFM'de yer almak için Orta Doğu'dan ciddi ilgi var"
 
Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi Başkanı Prof. Dr. Göksel Aşan, İFM'ye  geçiş kapsamında birtakım teşvik mekanizmasının da uygulanacağından bahsederek,  uygun bir teşvik yöntemi seçileceğini, ancak tamamen Anglosakson hukukunun  yerleştirilmesi gibi bir durumun olmayacağını vurguladı.
 İFM'de yer almak için Orta Doğu'dan ciddi bir ilgi olduğunu belirterek  Aşan, "Orta Doğu'daki ilgi biraz ileri düzeyde, finans merkezini yapmak bile  istiyorlar. Bunu yapmayacağız, işimizi bitirip onları orada misafir edeceğiz.  Londra'dan Citi UK, ki onlar çeşitli özerk belediye yapısı gibi yapıdır. Onlar  çok ilgileniyor. Onlar gelip ortaklık yapma peşindeler. Ortaklı olursa  oradakilerden bir kısmı buraya gelebilir. Ama benim niyetim buraya yabancı banka  getirmek değil, öyle bir planım yok. Burayı biraz 10-15 yıl sonrasının finans  merkezi gibi tasarlamak lazım. Şunu kabul etmek lazım ilk treni kaçırdık, onun  peşinden gidebiliriz, treni arkadan yakalayabiliriz ama bizim bundan sonraki  trenin nereye gideceğini anlayıp onu yapmamız lazım. Biraz onun çabasındayız."  ifadelerini kullandı.
 
AA Finans Masası'na konuk olan Aşan, İslami Finans (faizsiz finans) ve  İnsani Finans alanında Türkiye'nin hak ettiği yerde olmadığını, bunun kendilerini  üzdüğünü söyledi.Aşan, İnsani Finans kavramının içinin doldurulmasıyla literatüre yeni  şeyler kazandırmış olacaklarını aktararak, "Böyle bir konumda, böyle bir  coğrafyada, Müslüman bir ülke olarak dünyada faizsiz bankacılıktaki payımız yüzde  1 bile değil. Kendi içimizde bile faizsiz finansın payı yüzde 5'in biraz  üzerinde. Bu alanda çok hızlı bir şekilde yol almamız lazım. Burada çok ciddi  fırsatlar var ve bunları değerlendirmemiz gerek. İslami finans alanındaki  sermayenin çok önemli bir kısmını buraya çekebiliriz." diye konuştu.
 
Dünyada şu anda çok ciddi bir dönüşüm olduğunu, bunun farklı safların  oluşmasını beraberinde getirdiğini vurgulayan Aşan, bu durumun birtakım  endişelere yol açtığını kaydetti.
 Aşan, Orta Doğu ülkelerinde sunulan benzer hizmet ve fırsatların  Türkiye'ye taşınması halinde, İslami Finans alanındaki sermayenin önemli bir  kısmının Türkiye'ye getirilebileceği kanaatinde olduğunu dile getirdi. Burada sektöre de çok iş düştüğünü vurgulayan Aşan, şunları ifade  etti:  "Biz de bakanlığımız da sektörün önünü açmak için her türlü yardımı  yapmaya hazırız ama onların da birtakım girişimleri yapmaları lazım. Bu alanda  çok hızlı yol almamız lazım. Burada iş birlikleri ne olabilir diye baktığımızda  Malezya çok önemli bir ülke bu alanda. Malezya, İslami sermayede şu anda hacim  olarak Londra'yı da geçti. Katar yeni bir finans merkezi yaptı, onlar iş  birliğine yakın gibi duruyor. Ben açıkçası çok optimist olabilirim ama bunlardan  yeni bir sentez çıkabileceği kanaatindeyim. Açıkçası Londra gibi bir yerin bu  alanda üstünlüğü elinde tutmasını kabul edemiyorum, yediremiyorum. Kuveyt,  Malezya, Katar ve biz stratejik iş birliğine gidebilirsek çok önemli katkısı  olacaktır. Bununla ilgili adımlar da atıyoruz. Akademik taraftan başladık ve  haziran sonunda bir konferans yapacağız."
 
"Ana hedefimiz Asya
 
  Prof. Dr. Göksel Aşan, Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi olarak ekonomi  politikalarına dair fikir yürütmenin kendi alanları olmadığını, ancak finansal  derinliğin sağlanması için gerekli politika önerilerinde bulunacaklarını söyledi. Yabancılarla görüşme konusunda öncelikle İstanbul Finans Merkezi'nin  tanıtımını ele alacaklarını aktaran Aşan, "Dünya Bankası ile İslami Finans  tarafında bir takım iş birliklerimiz var. Onunla ilgili görüşmeleri sürdürüyoruz.  Onlarla belki yeni bir projeye girişeceğiz." dedi.
 
  Aşan, Türkiye'nin genç nüfusundan dolayı tasarruf konusunda avantajlı  bir ülke olmadığını belirterek, şöyle devam etti:  "Ülkemizin yaş ortalaması 31,5 civarında. Bu yaşlarda ciddi tasarruf  miktarları olmuyor. Bu nedenle biz daha uzun süre iç tasarrufların yetmediği bir  yapıyla devam edeceğiz. Dış tasarruf kullanma ihtiyacımız elbette olacak.  Buradaki temel mesele bunu çeşitlendirmek. Dış kaynağın tamamını ya da çok büyük  bir kısmını belli yerlerden aldığınızda, oralarda sıkıntı yaşanırsa ciddi  etkileri oluyor. Bu noktada Asya bizim için çok kritik, orayla bu tür finansal  ilişkileri geliştirmemiz lazım. Asya'daki inanılmaz büyüklüğe ulaşmış tasarrufun  bir kısmını Türkiye'ye çekebilir ve orada çeşitlendirme yapabilirsek, dış  kaynaklar konusunda ortaya çıkabilecek problemler bizi daha az etkileyecek.  Sadece finansal araçların çeşitlendirmesi değil, coğrafya anlamında finansal  yelpazenin geliştirilmesi de önemli."
 
Gelecek dönemde finansal kaynak açısından ülke çeşitlendirmesi  kapsamında çalışmalar yapacaklarından bahseden Aşan, "Haziran sonu gibi Hong  Kong, Japonya ve Şanghay'ı ziyaret edeceğiz. Bu ülkeler çok hazırlar aslında  finansal iş birliğe. Özellikle Çin, kendi para birimi cinsinden ticarete çok  yatkın. Burada ciddi bir fırsat olabilir onu değerlendirmemiz lazım. Biz de zaten  ticarette yerli para vurgusunu yapıyoruz. Başlangıç olursa, Çin'le ticaretimizde  yerli para  kullanımına da geçebiliriz. Bunlar uzun soluklu işler ama bir yerden  de başlamamız lazım. Ana hedefimiz Asya olacak." ifadelerini kullandı.
 
  "Doğrudan yabancı sermaye hareketliliğinde bütün dünyada azalma var"
 
Göksel Aşan,  doğrudan yabancı sermaye yatırımı konusuna da değindi.  Bu konunun özellikle hem bakanlık hem de Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi  sorumluluğunda olduğunu dile getiren Aşan, "Bir yatırım ajansımız vardı ve bu  yeni kararnameyle birlikte o da ofise dönüştürüldü. Onlar gerçekten çok yoğun  çalışıyorlar. Zaten birikimleri var, o birikimi bir şekilde sürdürüyorlar." diye  konuştu.
Doğrudan yabancı sermaye hareketliliğinde küresel anlamda bir düşüş  yaşandığına dikkati çeken Aşan, "Bunun birçok sebebi var ama bir sebebi malum bu  Trump ile başlayan ama bence Trump'la başlamadı, zaten başlayacaktı, Trump da  bu  yüzden burada... Bence bu içine kapanma ve biraz da devletlerin güçlenmesi  hikayesi. Bundan 15-20 sene önce dünyayı artık devletlerin değil uluslararası  şirketlerin yöneteceği konuşuluyordu. Ama bugüne geldiğimizde dünyayı devletler  yönetiyor ve belli ki çok uzun süre dünyayı devletler yönetecek. O açıdan  beklenen o dönüşüm gerçekleşmediği için bu sermaye hareketlerini biraz  kısıtlıyor." ifadelerini kullandı.
İkinci sebep olarak da özellikle robotik meselesinin önemli olduğuna  dikkati çeken Aşan, şunları söyledi: "Robotiğin maliyetleri çok aşağıya çekmesi, çok daha az iş gücüyle  benzer üretimi yapmayı sağlaması, birçok büyük firmanın kendi merkezlerine geri  dönmelerine de yol açtı. Daha önce üretim koşulları iyi, 'ucuza şu var, bu var'  diye gidilen yerlerde artık emek zaten üretimin maliyetinin neredeyse yüzde 3'üne  5'ine düşünce oralarda kalmanın çok bir anlamı kalmadı. Bazı firmalar kendi  merkezlerine dönmeye başladılar. Belki bu biraz vakit alacak ama gerçekten  tersine bir süreç görebiliriz.  Doğrudan yabancı sermaye yatırımının çekilmesi  noktasında bu anlamda  bazı zorluklar var ama yine uğraşmak lazım, uğraşıyoruz  da. Burada bir şeyi de hemen söyleyelim. Aslında etrafta Türkiye'ye gelmek  isteyen ciddi bir sermaye de var fakat bizi bazen onları cezbedecek araçları  çıkartmakta zorlanıyoruz ya da biraz belki başarısız oluyoruz, geri kalıyoruz. Ve  o zaman da geriye bir tek gayrimenkul kalıyor.  Sermaye piyasalarının  derinleştirilmesi burada o kadar kritik ki onları cezbedebilecek kalıcı  sürdürülebilir finansal araçları ortaya çıkarmamız o kadar kritik ki o zaman  bunları çok daha kolay getirebileceğiz. İnşallah bu alanda çok hızlı atılımlar  olacak."
 
 "Fintek girişimlerinin önünü açmak zorundayız"
 
Göksel Aşan, sermaye piyasalarındaki teknolojik gelişmelere ve  finteklerin önemine ilişkin ise şunları kaydetti: "İstanbul Finans Merkezi'nin bir ayağını İslami Finans Merkezi olarak  koyduk ikinci ayak da finteklerdir. Biz orayı bankalarla doldurmak istemiyoruz  aslına bakarsanız oranın çok büyük bir kısmını finteklerle doldurmak istiyoruz.  Çünkü 10-15 yıl sonraki tren (kaçırılmaması gereken) bunlar olacak. Ve aslında  öyle fırsatlar sunan bir alandan da bahsediyoruz ki çok büyük bir birikim  gerektirmiyor. Yani milyarlarca dolarınız olması gerektiği alanlar değil bunlar.  Çok küçük yatırımlarla maliyetlerle öyle araçlar oluşturabiliyorsunuz ki  özellikle bu fintek meselesinde. Benzer bir süreç şu anda finansta gerçekleşiyor.  Biz mümkün olduğunca çok fintek girişiminin önünü açmak zorundayız hatta sadece  önünü açmak değil destek de vermek zorundayız. Bunlar binlerce olabilir. Bunların  900 tanesi başarısız olsa, 50'si elense, 50'si size kalsa, o 50 taneyle dünyayı  değiştirirsiniz. Böyle bir alandan bahsediyoruz." Dijitalleşmenin finans ve bankacılık sisteminde gittikçe önemini  artırdığını vurgulayan Prof. Dr. Aşan, "Bankacılık sisteminin bu haliyle bir  geleceği olduğunu düşünmüyorum. Çok büyük bir dönüşüm gerçekleşecek inşallah  orada. Bizim bankacılık sektörümüz bu dönüşümün ortağı olmayı tercih ederler, çok  da isabetli bir şey yaparlar. Zaten var gerçekten, bazı bankalarımız gerçekten  buna epey önem veriyorlar ve ciddi yatırımlar yapmış durumdalar."  dedi.
 
"Finansal okur yazarlığın düşünülenden daha yüksek olduğu  kanaatindeyim"
 
Prof. Dr. Göksel Aşan, finansal okur yazarlığın da çok konuşulan ve  tartışılan bir konu olduğu belirterek, şöyle devam etti: "Biz başladık çalışmalara, sahaya çıkıyoruz gelecek haftalarda. Çok  büyük bir anket çalışması yapıyoruz. Yaklaşık 20 bin deneğin olduğu bütün  Türkiye'ye yayılacak, Anadolu'yu da çok daha iyi anlayabileceğimiz, bir büyük  kanadı finansal okur yazarlık ama tabii içerisinde finansal davranışları,  kararları alırken nelere dikkat ettikleri gibi konuları da analiz edebileceğimiz  büyük bir çalışma olacak. Zannediyorum kasım ayı gibi o çalışmayı bitireceğiz.  Buradan çıkan verileri filtreleyerek birçok sonuç çıkarmaya çalışacağız. Bu  çalışmamız bitince o zaman anlayacağız gerçekten Türk insanının finansal okur  yazarlık düzeyinin düşük mü yüksek mi olduğunu. Ben düşük olmadığını düşünenler  arasındayım. Finansal okur yazarlığın düşünülenden daha yüksek olduğu  kanaatindeyim."
 
  
 

ETİKETLER