‘İnsanlara karşı hayal kırıklığım arttı’

EDA SOLMAZ / MAKARON |  01 Mart 2015 Pazar - 2:30 | Son Güncelleme : 01 03 2015 - 2:30


 
maNga’nın solisti Ferman Akgül, çok yönlü müzisyenlerden. Doğduğu topraklara sırtını dönmeyerek ‘Kulaktan Kulağa’ programı ile Anadolu yollarında türkülerin öykülerini anlatıyor. Bir yandan da elektronik müziğin Türkiye’deki önemli isimlerinden Bee Gee ile ortak işler yapıyor. Ferman ile maNga dışına çıkıp şu sıralar dikkat çeken solo projelerini konuştuk.
 
 
Fotoğraflar: Elif MANDAN
 
Birol Giray’ın alt yapılarını yaptığı İki Yol şarkısını cover’layıp seslendirdin. Bu şarkıyı seçmeniz nasıl oldu?
 
Birol yani Bee Gee benim eve geldi. 4 saat Youtube’da çok eski şarkılara göz gezdirdik sonra 90’lara atladık. O sırada Mavi Sakal’ın İki Yol şarkısı aklıma geldi ve Birol da şarkıyı seviyordu. Melodisini Birol’un yaptığı bir alt yapının üstüne şarkıyı söyledim.
 
Sana İki Yol şarkısı ne hatırlatır?
 
İstanbul’a ilk gelişimi hatırlıyorum. Manga’nın İstanbul’a gelmesine vesile olan Mavi Sakal’ın davulcusu Murat Tümer’dir. İki Yol klibini çeken Charles Richards bizim iki albüm kapağının fotoğraflarını ayrıca üç klibimizi çeken isimdir. İster istemez anlamlı bir hal almaya başlıyor şarkı benim için.
 
Bu tarz kolektif işler müzikal anlamda oyun alanın gibi sanki...
 
Alanlarımı açıyor. Ayrıca dans etmeyi çok severim. Elektronik müzikteki sahne enerjisi ile Manga’daki birbirine çok benziyor. Bana verdiği sahne adrenali de çok benzeşiyor. Elektronik müziği oldum olası sevmişimdir. Metal dinlediğim dönemlerde de… Ankara’daki kulüplere gidip saatlerce dans ederdim. Birol Giray, Maslak’ta 4 bin kişiye çalıyor. Oradaki kişilerin benim de şarkılarımla zıplaması, eğlenmesi başka bir enerji veriyor.
 
 
 
‘Bu zamanın rock starları sanki DJ’ler gibi...’
 
İstanbul’da dans edebiliyor musun?
 
Sadece yurt dışındaki festivallerin büyük çadırları... Burada ise sadece zıplıyorlar gibi. Biz de dans ederken yerde dönmüyorduk ama bir estetiği vardı. Mesela Sziget festivalinde 5 bin kişi aynı anda dans ediyor. Büyük bir enerji bence. Dans, spor gibi de...
 
Yeni dünyanın rock starları DJ’ler sanki…
 
Bu dönemin rock starları sanki onlar, doğru… Konserden konsere jetleri ile uçuşup, Las Vegas’ta en önemli sahnelerde çalıyorlar. Türkiye’de de çok trend olmaya başladı. Kısıtlı sayıda elektronik müzik çalan radyo olmasına rağmen çok fazla bu türü takip eden kitle var.
 
Türkiye’deki rock müzisyenler DJ’lerle çok fazla iş birliğine gitmiyor. Nedeni yapamayacaklarını mı düşünmeleri mi yoksa seyircilerinden mi korkuyorlar?
 
Bizim yaptığımız alternatif rock’ın ayağı rap ve elektronik müziğin enerjisini de taşıyor. Mesela Birol ile sahneye çıkınca mikrofonu bana veriyor ve seyirciyi ben heyecanlandırıyorum. Bizim sahnedeki kültürümüze biraz uyuyor. Bu sadece USB takıp kulaklık ile hiç seyirciye bakmadan çalmak değil aslında. Seyirci ile atışman da gerekiyor. Bu duruma alışık değillerse olmayabilir. Çok kaliteli olmayan DJ’ler de var. Eller havaya algısı oluştu. Birol gibi isimler işte bunu yıkmaya çalışıyor. Biz Birol ile canlı da çalıyoruz. Mesela ben eş zamanlı onun yaptığı alt yapıların altına piyano çalıyorum. Yurt dışında bunu çok fazla ekip yapıyor. Elektronik rock yapan rock grupları da fazlalaştı. Anlayacağın iş gittikçe büyüdü.
 
‘Biraz bencil olmam gereken bir dönemdeyim’
 
Hayallerini yaşayabilen müzisyenlerden misin?
 
Daha yapmak ve denemek istediğim çok şey var. Güzel bir kapı açtık. Kendime de yol taslağı çizdiğime inanıyorum. Ulaşmak istediğim çok şey var.
 
İlk yola çıkışınızı düşününce nasıl bir adam olmuş şimdiki Ferman?
 
Tabii ki çok değiştim. 10 yıl geçti ilk albümden bugüne… Şunu hissediyorum insanlara karşı hayal kırıklığım arttı. Çok iyi olmaktan biraz sıkıldım. Herkese gülümseyip, her şeyin olumlu yanına bakmaktan da... Çünkü gerçekten çok bencil herkes. Benim de biraz bencil olup kendi yolumda bazı şeylere “Hayır” demem ve bazı şeylerin gözünün yaşına bakmamam gerektiğini anladım. 10 yılda en büyük değişim bu oldu. Hiçbir zaman sert bir insan olmadım ve kimseyi kırmadım. Hep bir şeylerin olabileceğinin yolunu bulmaya çalıştım. Birinden dolayı bir çalışma ortamı aksıyorsa “Dert değil, başka türlü yaparız” dedim bugüne kadar. Ama baktım ki bu bana da artık zarar vermeye başladı. Bir süre sonra iş ve günlük hayattaki muhabbetlerdeki minik hayırlarım, o insanların bana karşı garip tavırlar sergilemesine neden oldu. “Hayır” dedikten sonra garip tavırlar da almaya başladılar. Kimseyi incitmeden biraz bencil olmam gereken bir dönemdeyim. Artık herkesin iyi insan olduğunu düşünmüyorum. Eskiden öyle düşünürdüm, “kötü insan olamaz” diyen safça bir inanışım vardı. Artık ona inanmıyorum.
 
Grup müziği yaptığın için paylaşımcı olman gerekti herhalde bugüne kadar…
 
Evet, bizde herkes bir şeyden feragat eder. Hep öyle olmuştur. Ama kendi yapacağım işte durum nasıl olacak göreceğim.
 
Manga içerisinde nasıl bir grup; hiyerarşik mi yoksa demokratik mi?
 
5 kişiyken iş daha kolaydı, oylamada hemen çözüyorduk olayları. 4 kişi olunca demokrasi sağlıklı bir sistem yaratmadı. Yine oyluyoruz her şeyi ama 2’ye 2 kalma olasılığı oluyor. Herkesin birbirine güvendiği ve kendini teslim ettiği noktalar var. Onlar kağıt üzerinde değil zihinde olan durumlar.
 
 
 
‘Solo bir albüm yapıp sinema filmi çekeceğim’
 
“Ferman acaba solo albüm çıkaracak mı?” diye bir istek çok fazla var. Niye sana dair böyle bir algı oluşmuş?
 
Genel olarak rock gruplarının solistlerine bu soru gelir. Ben çok fazla insanla proje yaptığım için öyle sanıyor olabilirler. Ama bir şey yapacağım bu arada.
 
Nasıl bir şey ortaya çıkacak? Çünkü birçok tarzda müzik yapabilen de bir adamsın...
 
O yüzden kafam karışık biraz. Manga’nın dışında çok fazla şarkı birikti klasörde. Bunların hiçbiri de birbirine benzemiyor. Karar vermem gerektiği dönemdeyim. Aslında pop-rock-elektronik tarzında yürüyen bir şey yapıyorum. Sonra bir yandan ‘Kulaktan Kulağa’ programı ile Anadolu’ya gidip, orada bir türkü bulup onu burada farklı bir şeye dönüştürüyorum. O zaman yine kafam karışıyor. Türküleri bozduğum ve değiştirdiğim bir albüm de yapmayı düşünüyorum. Belki de bir iki single çıkaracağım. Kafam karışık anlayacağın… Yapısal olarak da artık kendim bir şirket açıp yetenekli insanları kovalamak istiyorum. Birilerini birilerine önerip bir şey olmaması durumundan çok sıkıldım. Bir sürü kayıt geliyor ama biz de bir plak şirketi ile çalışıyoruz. Tıkanıyoruz bir noktada.
 
Son dönemde yazılar yazıyor musun?
 
Sinema yazıyorum. Korku polisiye olacak konusu. Bende oynayacağım eğer olursa. Yüksek lisansı bu yüzden sinema üzerine yaptım. Şimdi vakti geldi. Korku filmi çok seviyorum. Çok korkuyorum, o korkmakta hoşuma gidiyor. Biraz bu dönem biraz da geçmiş dönemi anlatıyor. Denenmemiş bir şey. Bizim tarihimizde olan bazı yaşanmış öykülere atıfta bulunan bir hikaye.
 
 
‘Anadolu’nun nağmeleri sesimden çıkıyor’
 
Anadolu’yu gezerken türküler ile iç içe olman kulağına neler katıyor?
 
Türk sanat müziği eğitimi de almıştım, orada halk müziği ve türküler ile iç içeydim. Söylerken fark ediyorum o değişimi. Orada dinlediğim nağmeler ve melodiler bir anda sesimden çıkmaya başlıyor. Bir de o insanlarla sohbet etmek beni mutlu ediyor, mutluluk da besliyor. O insanlardan ilham alıp öyküler yazıyorum. O yolculuk benim için zevkli geçiyor.
 
Bu program için yola çıkış nasıl oldu?
 
Biz TRT’ye gittik. Belgesel programı ve reyting kaygısı da yok. TRT Müzik bu yüzden destekledi. Bir sürü ünlü konuk programa gelip, türküleri tekrar söylüyor.
 
Anadolu’da tanınıyor musun?
 
Evet, tanınıyorum. Programı da takip ediyorlar. Bizim müzisyen tayfasından da çok takip eden gördüm ve bu çok iyi geldi. Ana akım bir program değil. Bu programın daha çok bilinmesini istiyorum artık.

ETİKETLER