Gazete Vatan Logo

'Eylül'de ekrana küpeyle çıkacağım'

46 yıldır gazetecilik yapan Mehmet Ali Birand'dan samimi açıklamalar...

Mehmet Ali Birand... Tam 46 yıllık bir gazeteci. Sevenleri de sevmeyenleri de var, hepimizin olduğu gibi.. Ama tartışmasız, neye elini attıysa başarmış, yalnız Türkiye'de değil dünyada da büyük yankılar uyandıran haber ve röportajlara imza atmış, ulaşılması en zor isimleri ekranlarımıza taşımış bir marka Birand. Mütevaziliğini kaybetmeden, üslubunu hiç değiştirmeden, en doğal haliyle her akşam evlerimize konuk olmaya devam ediyor. Reytinglere de bakarsak, Türkiye 40 yılı aşkındır bıkmadan usanmadan onu izliyor.

Mehmet Ali Birand ile Kanal D'deki odasında konuştuk. Röportajın duayenini bir de koltuğun diğer tarafında okuyacaksınız şimdi...

YOKLUKTAN 3 ETAPTA ÇIKTIM: DAYIM GAYATASARAY'DA OKUTTU, ABDİ İPEKÇİ'NİN YANINA GİRDİM VE CEMRE İLE EVLENDİM

Gülin YILDIRIMKAYA: Babanızı tanıma şansınız olmamış. Babanızdan size sadece bir borç senedi kalmış. Zor bir çocukluk geçirmişsiniz, imkansızlıklar nedeniyle üniversiteye gidememişsiniz. Peki şansınız nerede döndü, yokluğun içinden nasıl çıktınız?
Mehmet Ali BİRAND: Üç etabı oldu. Birincisi, Büyükelçi dayım Mahmut Dikerdem beni Galatasaray'da okuttu, parasını verdi. O beni eğitimsiz kalmaktan kurtardı, en alttan kurtardı. Arkasından gazeteye girdim, Abdi İpekçi'nin yanına. O, çok sevdiğim bir işi yapma keyfini getirdi, ve bir çentik daha zıpladım. Üçüncüsü de Cemre ile evlendim. Üçüncü çentik oldu bu da. Bunu laf olarak "İşte evlenince çok mutlu oldum da" falan diye söylemiyorum, hayır. Beraber yaşadığınız insanın size katkısı vardır, o katkıdan dolayı, o manevi katkıdır, beraber hareket edebilme katkısıdır, aldığınız kararları onunla birlikte alıp, etkili karar alabilmenizdir. Beraber adım atabilmenizdir. Kendinize güveninizi artırmaktır, kadın dediğin odur. Kadın yoksa seviştiğin insan değildir, evlilik müessesi odur. Bu üç şey beni oradan kurtardı.

MUHABİRKEN HAFTASONLARI VELİEFENDİ'DE BİLET SATTIM, ANNEME BAKMAM GEREKİYORDU

Muhabirken çok farklı işler de yapmışsınız diye duydum..
Evet, Veliefendi Hipodrom'unda bilet satardım mesela. Hayatımı kazanmam lazımdı yani, Milliyet'e girdiğim zaman bugün olduğu gibi o zaman da çok fazla para verilmezdi, ama anneme bakmam gerekiyordu. Daha evlenmemiştim. Eve bakmam gerekiyordu. Haftasonunda, hatta Galatasaraylı futbolcu, Reha isminde soyadını unuttum. O, Veliefendi'nin müdürüydü. Ona gidip rica ettim. Böyle kabinler vardır, orada bilet satarsınız, Cumartesi Pazarları bilet satardım. Associated Press vardı, Milliyet'in üzerinde. Orada izinli olanlar olduğu zaman onların yerine part time, aşağıda işim bittiği zaman gece yarısına kadar çıkar tercüme yapardım. Ondan sonra dergilere yazılar yazardım, ek para kazanabilmek için.

MEHMET ALİ BİRAND MALVARLIĞINI AÇIKLADI: GAZETECİLİKTEN YALIDA OTURULMAZ

Genelde sizin gibi imkansızlıklar içinde büyümüş, zorluk çekmiş kişiler biraz cimri olur. Bu durum sizin parayla ilişkinizi nasıl etkiledi. Oğlunuza mesela "Ben çok zorluk çektim, ne istiyorsa vereyim" diye mi yaklaştınız, yoksa tam tersi "Varlığın yokluğu da var, aman oğlum" mu dediniz?
Tam ne istiyorsa alsın değil ama ona yakın. Çünkü benim tek oğlum. Ben çocuğa çok inanıyorum. Çocuksuz aileleri anlayamıyorum. Çünkü bu dünyada bırakılacak tek şey var. Ne bu kitaplar, ne uçup giden haberler, çocuk. Tek varlığınız o. Ben çok mutlu yaşadım, keyifli, şanslı yaşadım Allah bozmasın, bir de oğlan şanslı olsun. Para konusunda da yani cimri olmadım ama tutumlu oldum. Fakat yaptığım iş elimden öyle büyük milyonların geçtiği bir iş değil. Gazetecilikten zengin olsanız bile, nerenize yani yani evet bir iki tane eviniz olur, iyi bir arabanız olur, ki benim de bunlar var. Ama yalıda oturamazsınız.

Oturanlar var.
Oturanlar var da, benim şeyim o değil. Sizin eviniz apartman dairesi mi? Hayır, Kavacık'ta bir evim var. Bodrum'da bir evim var, teknem var. Yine de başladığınız noktadan sonra iyi bir yerdesiniz. Gayet tabii, ama bu bizim bugün anladığımız anlamda zenginlik değil. Göreceli birşeydir bu herkese göre tabii ama bana zenginlik derseniz. Benim zengin diye sayacağım insanlar başka insanlar. Parayla çok içiçe, vıcık vıcık yaşamadığımdan dolayı benim paraya yaklaşımım hep belirli bir noktada ama tutumlu oldum.

Koç ailesiyle karşılıklı bir sevgi-saygı ilişkiniz olduğunu biliyoruz. O yakınlık nereden geliyor?
O yakınlık yine aileden geliyor. Mahmut dayımın yakınıydılar. O zaman böyle muazzam işsizlik sorunu falan yoktu. Ben Koç'a girebilirdim, ve Koç'un çok zengin olmuş bayilerinden biri de olabilirdim, ben bunu tercih ettim. Belki oradan kazanacağımın yüzde 1'ini kazandım ama çok mutlu oldum.

Gazetecilik nereden aklınıza düştü?
Benim idolüm Abdi İpekçi'ydi. Bizim dönemimizde bir tek Abdi İpekçi'yi tanırdım ben. Sözünü ettiğim yıllar 1961, 62, 63. Başka kimse sayılamazdı, tek Abdi İpekçi'ydi. Onun o yaklaşımı, tek taraflı olmaması, herkesle konuşması, Ecevit'le de Demirel'le de konuşurdu. Dışarıya çıktıktan sonra Walter Cronkite vardı, hala duayen ve hala dünyanın ismi en iyi bilinen anchormanlerinden biri, bir de o etkilemiştir beni.

Sizi de idol olarak görenler var. Çok titiz çalışırmışsınız. Girdiğimizde okuduklarınız izleyici mailleri miydi?
Evet, tek tek okurum, hepsine cevap yazarım. Şöyle yazarım çağırırım asistanımı "Bu görüşlerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim. "Söyledikleriz doğru değildir" şeklinde. Küfür edenler hariç yanıtsız bırakmam. Çünkü benim de en büyük kompleksim odur, birşey yazarsınız, duvar gibi hiç cevap gelmez, o çok rahatsız eder beni.

KENARDA DURURKEN GOL ATIYORLAR, YAPACAK BİRŞEY YOK

Reytingler de masanızda. AB'de Uğur Dündar'ın gerisine düştünüz, neden?
Gerisine mi düştük, öyle mi, kaç defa? 3 gün.

5 gün ekrandasınız zaten.
Birincisi Uğur ile rekabet benim için çok keyifli. Uğur Dündar önemli bir isim, bir marka. Bir markayla rekabete girmek sizin markanızı da güçlendirir. Onun için son derece memnunum. Haftada bir iki defa ben düşüyorum, bir iki defa Uğur düşüyor. Öyle genel bir trend yok. İkincisi, yaza girdik. Star Haber, Show Tv bir buçuk saat bülten yapıyor, biz 42 dakika bülten yapıyoruz. Tabii siz maç yapmadığınız zaman kenarda dururken gol attıklarında yapacak birşeyiniz yok. Yazın seyircisi de değişiyor. Ve dediğim gibi ben bunun tapusunu almadım. Gayet tabii Uğur da birinci olacak, Ali birinci oluyor. Ali çok birinci oluyordu tatile çıkmadan önce, ama neden oluyordu, çok uzatıyordu süreyi. O kadar birbirine bağlı şeyler ki.

UĞUR DÜNDAR'IN EKRAN PIRILTISI VAR, BENİM DOĞALLIĞIM

Rakiplerinizi izliyorsunuzdur mutlaka. Uğur Dündar'da sizde olmayan ne var, veya sizde Uğur Dündar'da olmayan ne var. Aynı soruyu Ali Kırca için de soruyorum.
Uğur Dündar'ın bir cazibesi var, ekran pırıltısı var, markası var. Söylediği sözün güvenirliği, inanırlığı var. Ekranında çok slogan, çok grafik var, renk veriyor. Bizde de inanırlık var, güvenirlik var, ama biz daha yorumsal, daha olayların gerisine giden yorumlar yapıyoruz.

Ben gazeteciyim, onlar televizyoncu gibi oldu.
Doğrusu şey yapmayayım, ben de gazetecilik de televizyonculuk da yapıyorum. Ali kendi başına bir marka. Bu soruyu tam aslında yanıtlayabilmem için aslında Eylül'ü beklemem lazım. Eylül'de herkesin durumu daha net ortaya gelecek, tekrar 19:00'a dönülecek, herkes 45 dakikaya inecek. Ondan sonra gerçek yarış başlayacak. Ama herkesin albenisi var, dediğim gibi Uğur'un Ali'nin eskiden gelen habercilik, benim doğallığım var, yorumum var. Herkese verecek bir malımız var yani.

UĞUR DÜNDAR'A "KISKANÇLIKLA BAŞARINI İZLİYORUM" DİYE MESAJ ATTIM

Geçen hafta Mehmet Barlas ile görüştüm. Bence 1 numara Mehmet Ali Birand dedi. Sizin rakip sıralamanız ne, hangisini izlersiniz ekranda kendiniz olmasanız?
Ekranda değilsem Uğur'dan izlerim. O zaman sizce 1. Uğur Dündar, 2. Ali Kırca mı? Aslında şöyle söyleyeyim. Bir, birdir. Çünkü biz aynı kuşağız, aynı yerlere bakıyoruz. Ali'yle Uğur arasında zap yaparım ekranda değilsem. Ama ben yine de Ayşenur'un yönetimindeki bu ekiple Deniz Arman da sunsa, başkası da sunsa önce Kanal D'yi izlerim. Deniz Arman'ın da birikimi var, ama orada önemli olan Ayşenur'un o yemeğe verdiği tad, üslup.

Uğur Dündar ve Star Haber birinci katta, siz ikinci kattasınız. Reytingler geldiğinde tebrik ediyor musunuz birbirinizi?
Ben ederim. Hiç kompleksim yoktur. Birinci olanı tebrik etmediğiniz takdirde birinci olmayı hakedemezsiniz. Uğur Dündar'a mesaj gönderip tebrik etmişimdir hem AB'de hem Total'de birinci olduğu gün. Kıskançlıkla başarını izliyorum diye. Çok teşekkürler, çok naziksin diye cevap yazdı. O bakımdan hiç kompleksim yoktur benim, zira zaten 3 kişiyiz şurada.

AYAĞIM TUTTUKÇA, SIHHATİM OLDUKÇA BURADAYIM


Eylül'den bahsederken heyecanlısınız. Ne zamana kadar "Varım bu yarışta" diyorsunuz?
Ayağım tuttukça, sıhhatim yerinde oldukça buradayım, ama ne kadar sürer onu ben bilemem tabii.

Ölümden korkuyor musunuz Mehmet Ali Birand, bu kadar yoğun çalışmanın nedeni hayata daha sıkı tutunma kaygısı olabilir mi?
Her dakika hayatımı etkileyen bir korku değil. Ama beni çok rahatsız ediyor, ölmek, yok olmak, bitmek. Sınır, artık ondan sonrası yok ama sabahtan akşama kadar da düşündüğüm birşey değil.

Sizinle hiç çalışmadım, dışarıdan gördüğüm şu hep çalışan bir adam. Hep iş, hep iş.. Mehmet Ali Birand başka ne yapar, haftasonları mesela?
Aslında bakmayın, hayatım sadece çalışmak değil. Hayatımın çok önemli bölümü ailem. Haftasonu mesela ben hiç elime iş almam. Bir telefon ederim, "Reytingler ne oldu, bugün ne haber var?" onlara bakarım o kadar. En büyük keyfim, en büyük hobim teknem var. Teknemle denize çıkmaktır, Cuma gününden itibaren çıkıyorum mesela. Alırım karımı, Cemre'yi Cuma günleri Londra'ya giderim, Roma'ya giderim, gece dolaşırım, güzel yemek yer tiyatroya gider dönerim. Yani dışarıdan gördüğünüz görüntümle gerçek arasında epey fark vardır.

Eşinizden bahsetmişken, NATO’da iyi bir konumda çalıştığını biliyorum uzun yıllar. Çok fazla devlet adamıyla röportaj yaptınız, katkısı oldu mu size?
Çok oluyor, bir kere çok okuyan bir insan. Uluslararası İlişkiler mezunu Fransa'dan. Ya şunu da sorsan, niye sormuyorsun der. Birini anlatayım mesela. Eski İngiltere Başbakanı Bayan Thatcher ile söyleşimiz vardı. Londra'da. Cemre "Ben de gelmek istiyorum, Başbakanlık Konutu çok tarihi bir yer, ben hiç görmedim" dedi. İngilizlere de söyledim, "Eşim de gelecek, prodüksiyon asistanı olarak" dedim. Gittik, Türkiye'ye gelecekti Thatcher. Eşim "Nereye gideceksiniz İstanbul'da?" dedi. Kadın kadına konuşuyorlar, "Söylesenize hakikaten nereye gideyim?" dedi. Cemre dedi ki "Ben sizin yerinizde olsam w deri alışverişi yaparım. Dünyanın en ucuz en güzel derileri Kapalıçarşı'da, adres de veririm ben size" dedi. Kadın birden asistanlarını çağırdı. İstanbul turunun içine Kapalıçarşı konuldu. Ve nitekim seyahat bittikten sonra Londra'dan Cemre'ye bir kart geldi "Thank you for your advice, harika alışveriş ettim". Böyle şeyler çok hoş oluyor.

EYLÜL'DE EKRANA KÜPEYLE ÇIKACAĞIM

Bir röportajınızda küpe takmak istediğinizi, içinizde ukte kaldığını söylemişsiniz. Niye içinizde kalsın, niye Türkiye'nin küpe takan ilk anchormani olmuyorsunuz?
Olabilirim, deneyeyim bakayım, Eylül'de takayım.

Gerçekten mi?
Evet, niye olmasın, bir bak dikkat et yeni sezonda.

Merakla bekliyoruz o zaman. Mehmet Ali Bey, medya çok kolay dost edinilebilen bir sektör değil, bunu tüm gazeteciler söyler. Siz bulabildiniz mi iyi dostlar? Tartışmaları unutabilir misiniz zaman geçtikçe, yoksa hala adını duyunca tüylerinizin diken diken olduğu gazeteciler de var mı?
Adını duyunca tüylerimin diken diken olduğu insanlar var, sorma kimler olduğunu, tahmin edersin zaten. Ama çok iyi dostlarım oldu, Hasan Cemal'inden Altan Öymen'ine, Ertuğrul Özkök, Oktay Eşki, Rıfat Ababay, Sedat Ergin, sayamadıklarım kırılırlar şimdi.

Öğrencilerinizden peki?
Onlara ben öğrenci demiyorum, beraber büyüdüğümüz insanlar onlar. Can Dündar'ı da, Çiğdem Anad'ı da, Mithat Bereket'i de Rıdvan Akar'ı da. Onlardan çok şey öğrendim. Ben onların önünü açtım, zaten yeteneği olan insanlar. Onların önünü kapatsanız bile, bir süre sonra yetenekli insanlar kendileri açıp giderler. Ama şansları benim gibi kompleksi olmayan, önünü açan biriyle çalışmaları oldu. Genel bir kanı vardır, "Aman, etrafına çok güçlü adam alma çünkü senin pozisyonunu ele geçirmeye çalışırlar". Ben de tam aksi vardır, ben en iddialı en iyi isimlerle çalıştım hayatım boyunca. Alabilecek olsalardı zaten alırlardı benim pozisyonumu. Yani korkunun ecele faydası yoktur. Bugün de ben Ayşenur gibi bir insanla çalışıyorum. Etrafımdaki insanlar aynı şekilde ve çok da keyif alıyorum, onlarla beraber yürüyorum.

HAYATIMIN EN ACI GÜNÜ ABDİ İPEKÇİ'NİN ÖLDÜĞÜ GÜNDÜR

Meslek hayatınızda en çok neye mutlu oldunuz, ulaşmak istediğiniz hedef neydi, ve en çok neye üzüldünüz?
Benim en büyük idealim muhabirken, köşe yazarlığı da yapmaktı. Onu elde ettim. Televizyona geçmekti, geçtim. 32. Gün'ü hit etmekti onu yaptım, habere gelmekti onu da yaptım. Ama benim haber kanalım olsun da patron olayım gibi hedeflerim olmadı hiç. En çok üzüldüğüm gün Abdi İpekçi'nin öldüğü gündür, hayatımın en acı günü. Çünkü herşeyim gitti, kendimi ilk defa boşlukta hissettim.

GECE 01:00'DEKİ PROGRAMIM BİLE İLK 10'A GİRDİ

32. Gün'ü geri plana mı attınız biraz, gece 1 buçukta başlıyor?

Ben atmıyorum. O büyük problem. En fazla izleyici eleştirisi ona geliyor ama Kanal D o kadar fazla reklam alıyor ki, diziler, reklamlar, bize ancak sıra geliyor. Gece 01:00'deki programlarla ilk 10'a girdik. İzlenirliğini etkilemiyor, iyi program yapıyorsanız onu seyrediyor insanlar.

(GÜLİN YILDIRIMKAYA - HABERTURK)

Haberin Devamı