'El altından adam gönderdi'

07 Şubat 2014 Cuma - 17:33 | Son Güncelleme : 07 02 2014 - 17:33

Fethullah Gülen’in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı (GYV) Başkanı Mustafa Yeşil, dershaneleri kapatılmasının gündeme geldiği dönemde Gülen’in Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan’a “insan gönderdiğini” açıkladı.


Yeşil, bu kişilerin “Bunları kapatmaya kararlıysanız, bunları kapatmayın, bunların yönetiminde bizim arkadaşlarımızın olması problemse, onlar geri çekilirler, biz bu kurumları size tevdi edelim ama bunlar bu millete hizmet etmeye devam etsinler” dediklerini aktardı.

Yeşil, Analiz Türkiye’de yayımlanan söyleşisinde “Hizmet Hareketi’nin AKP’yi tahrip edecek söylemlerde bulunmadığını” ileri sürdü ve hükümete yakın medyada yer alan haberlere yanıt verdiklerinde bu yayın organlarının “tamamen zıvanadan çıktıklarını” söyledi.

Mustafa Yeşil’in Analiz Türkiye’ye verdiği kapsamlı söyleşinin öne çıkan bölümleri şöyle:

HİZMET HİÇBİR ZAMAN PARTİ KURMAYACAKTIR

Hizmet, AK Parti’yi uzun süredir açıkça destekliyor, öyle değil mi? Hatta iktidar ortağı gibi tarif ediliyor. Bu bağlamda Başbakan’ın ‘paralel yapı’ iddialarını ya da ‘parti kursunlar’ serzenişlerini…


Hizmet’in asla böyle bir hedefi olmadı. AK Parti’yi kendi doğru bulduğu alanlarda desteklemiştir. Hizmet’in hiçbir zaman bir parti kurup da iktidarı ele geçirme gibi bir derdi, bir hedefi de olamaz. Aslında bir sivil yapı arzu ederse meşru olarak siyasileşip parti kurup devleti bütünüyle yönetme gibi bir imkâna sahip iken, Hareket kendini bağlarcasına; ‘’asla parti kurmamıştır, kurmayacaktır veya bir partinin de hiç bir zaman arkasında angaje olarak yürümeyecektir’’ açıklamasını kamuoyu ile paylaşmıştır.


ATATÜRK DE BİZİM DEĞERİMİZDİR

Gülen hareketini Atatürk’le veya Cumhuriyet rejimiyle bir sorunu var mı?


Asla, niye sorunu olsun ki, Atatürk de olsa bizim değerimizdir, bu ülkenin değeridir, hani netice itibariyle bu toprakların bütün değerlerine düşmanca yaklaşmanın bize kazandıracağı hiç bir şey yoktur. Ve düşmanca yaklaşımı siz diğer ülkelerin dinlerine, kültürlerine yapmıyorsunuz, kendi topraklarınızdan bitmiş değerlere karşı düşmanlık size ne kazandırır ki? Ne kazandırır? Onun için hareketin bu noktadaki duruşu; her şey de bizimdir, Atatürk de bizimdir, Pir Sultan Abdal da bizimdir, Yunus da bizimdir, Mevlana da bizimdir, her birinin tadı, kokusu rengi farklı, bu ülkenin topraklarının bitmiş çiçekleridir. Bu şekil bakmak ve onları o değerleriyle korumak, kollamak durumundayız.


GÜLEN’DEN SONRA HİZMET HAREKETİ DAĞILIR MI?

Hizmet hareketinin çıkışı ve bugününü konuştuk, geleceğini de konuşalım. Kişi odaklı olmadığını söylediniz, ancak Sayın Fethullah Gülen’den sonra Hizmet Hareketi dağılır mı? (…) Sayın Gülen’in bu konuda açıklanan bir vasiyeti veya varisleri var mı?


Şunu söyleyeyim, ‘Hizmet’ ilkelerin üzerinde, prensiplerin üzerinde yürür. Sayın Gülen bakın tipik bir örnektir, eğer Sayın Gülen yönetimde aktif rol alan, yöneten insan olsaydı, belki bu iddialar düşündürücü olabilirdi. Fakat, siz bana söyler misiniz, bir şirketin patronu, 10 yıl şirkete uğramadığı halde şirket sürekli büyüyor, sürekli gelişiyorsa bu neyi gösterir, patronun o yapıyı kurumsallaştırıp ilkeler ve prensipleri belirlemiş olduğunu gösterir. O şirket o ilkeler ve prensipler üzerinde yürüdüğü sürece şirket varlığını devam ettirir. Hocaefendi buradan 10 yıldır uzak. Hocaefendi sadece Türkiye’den uzak değil ki, Afrika’dan da uzak. Uzakdoğu’dan da uzak, orta Asya’dan da uzak ama kendisi duygu ve düşüncelerini ifade ediyor. Hizmet ise ilkeler, değerler üzerinden yürüyor. Allah uzun versin, yârin Hak vaki olduğunda, Hakk’a yürüdüğünde ‘Hizmet’ bu ilkeleri ve prensipleri koruduğu sürece kesinlikle varlığını devam ettirir.


“EL ALTINDA HOCAEFENDİ İNSAN GÖNDERMİŞTİR”

(…) Hizmet, kendine yapıldığını düşündüğü şeylerin de hesabını sormaz mı? Örneğin, söylemde çok kullanılır, Hizmet’in ‘Benimle ilgili bir durum devleti, milleti çok zor duruma düşürüyorsa, gerekirse geri çekileyim, ben kötü olayım’ gibi bir anlayışı var mıdır? Yoksa; ‘Hayır, ben beni tehdit eden şu yapıyı değiştirmeliyim’ diyerek müdahale eder, mücadele eder, gerekirse hesap sorar mı?


Hizmet, bugüne kadar umumun menfaatini esas alarak kendi özelindeki meseleleri ikinci, üçüncü plana atma fedakârlığını her zaman göstermiştir. Mesela bakın, dershaneler mevzuunu 28 Şubat döneminde kapatmaya kalktıklarında; Hocaefendi, 28 Şubat döneminin müstebit insanlarına çok rahatlıkla şu teklifi yapmıştır, insanlarını göndererek, ‘Bu kurumlar, milletin kurumlarıdır, bu kurumlar bizim insanımızın emeğiyle yapılmış kurumlardır. Bunları kapatmayın, lütfen bunları alın siz işletin.’ ‘Maksadına dönük hizmet etsin ama kapatmayın bunları’ demiştir. Ak Parti iktidarı döneminde; dershaneleri kapatmayı ilan ettiği zaman da aslında onları kamuoyunda zora düşürmek için değil, öncelikle el altında Hocaefendi insan göndermiştir. Cumhurbaşkanına da, Başbakana da, ‘Bunları kapatmaya karalıysanız, bunları kapatmayın, bunların yönetiminde bizim arkadaşlarımızın olması problemse, onlar geri çekilirler, biz bu kurumları size tevdi edelim ama bunlar bu millete hizmet etmeye devam etsinler’ demişlerdir. Şimdi bakınız bundan daha yapıcı nasıl bir başka yaklaşım gösterebilirsiniz siz, bu şöyle değil, tehdit etme değil, paramızı verin alın kurumları değil, alın ama maksada yönelik hizmet etmeye devam etsinler.


“DEMOKRATİK MÜDAFAADA BULUNDUK”

Ancak, örneğin Sayın Gülen’in Cumhurbaşkanı’na yazdığı bir mektup var. Bu mektupta hiç yolsuzluklardan, tüm olayları körükleyen son dönemdeki yolsuzluk operasyonlarından bahsetmemesi bazı çevrelerde pazarlık etmeye çalışıyor, sulh edelim diye geri çekiliyor diye yorumlanıyor? Aracılar gidip geliyor deniyor?


Biz şöyle bekledik işin doğrusu, mesela biz yolsuzluk olayları patladığında, bazı zihniyet dershane meselesinde ‘biz verdik, almadılar, hala kapatacağız’ deyince, çok tabi olarak biz de bu kurumların kapatılmaması adına demokratik bir müdafaada bulunduk. Medya üzerinden ve sosyal medya üzerinden düşüncelerimiz ifade ettik, parlamenterlerle görüştü dershane sahipleri. Kaldı ki bir de Türkiye’de var olan dershanelerin dörtte biri Hizmet’le alakalı, geri kalan dörtte üçlük başka insanlar var ve bu sektörde yüz bin insan var ve işsiz kalacak bu insanlar. Dolayısıyla hep beraber onların o müdafaasına biz de destek verdik. Arkasından yolsuzluk patladığında, işin doğrusu düz mantıkla, ‘bak gördünüz, dershanelere karşı bizi tehdit etmek için yolsuzluğu patlattınız’ gibi bir şey ifade ettiler. Hocaefendi’nin elini açıp da ‘Eğer biz bunu yaptıysak veya bizim arkadaşlarımız bu ülkeyi zora sokmak için, kaos çıkarmak için yaptılarsa, Allah bizim ocaklarımıza ateş düşürsün’ sözü aslında bununla alakalı.

GÜLEN KİME MEYDAN OKUYOR?

Orada Sayın Gülen’in aslında beddua ettiği söylendi ve bunun üzerine AK Parti’ye yakın medya ve kişilerce bu ciddi şekilde eleştiri konusu oldu. ‘İslam’da yeri yoktur’ vs. dendi ve bunun üzerinden Fethulla Gülen yıpratılmaya çalışıldı? Başbakan ‘cesareti varsa o bedduayı kime ettiyse açıklasın’ gibi bir şey de söyledi?


Orada açıkça söylüyor zaten kime dediğini. Öncelikle kendisinden olanlara sesleniyor, eğer böyle bir yanlış iş içinde olan varsa diyerek eleştiriyor, sonra ‘ama başkaları asıl yanlış bir iş içinde ise’ diyerek sonra da onları tenkit ediyor. Aslında orada ‘bize iddia ve ithamda bulunanlara biz meydan okuyoruz’ diyor; ‘bak, biz bunu söylüyoruz, siz bunun bizim yaptığımıza dair kesin inanıyorsanız, siz aynı cümleyi söyleyebilecek misiniz’ deyip karşılıklı bir ahitleşmedir aslında bu. Şimdi bütün bunlardan sonra beklerdik ki hukukun önü açılır, bu meseleler araştırılır. Türkiye’de yolsuzluk ilk defa Ak Parti döneminde çıkmadı ki, geçmiş dönemlerde de yolsuzluklar oldu. Süleyman Demirel’in yeğenleri, kardeşleri yolsuzlukla devreye girildiğinde, biz o gün devlet refleksinin ne olduğunu bilen insanlarız. Devlet refleksi veya devleti yönetenler yolsuzluk karşısında nasıl davranacak bellidir. Kim olduğu önemli değil, bakın; prensler, bakanlar, başbakanlar yolsuzluğa bulaşmış veya böyle bir ithamla karşı karşıya kalmışsa, hukuk karşısında herkes eşittir. Fakat gel gör ki Ak Parti döneminde biz Cumhuriyet tarihinde görmediğimiz bir tepkiyle karşılaştık, bir anda sorgulayan polislerin yerleri değişti, soruşturmanın gizliliğiyle alakalı kanunlar çıktı, savcılar devreye kondu, yetmedi 2000 insana yakın insanların yerleri değiştirildi ve savcının uygulamaları devreye girmedi. Yani hukuki yaptırımlar devre dışı kaldı, yani hukuk askıya alındı o da yetmedi, HSYK’nın Adalet Bakanlığı’na bağlanması gibi yani yargının yürütmenin emrine girmesi gibi bir facia teklif geliştirildi ve hayata geçirildi. Şimdi bütün bunlardan sonra bu şaşkınlıkla ilgili yapacağımız bir tek cümle var, neler oluyor böyle?

OLİGARŞİK KADRONUN BAŞBAKAN’I HAPSETTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM

Sizce neden böyle bir tepki verildi AK Parti’den? Neden böyle ‘dış güçler’, ‘paralel devlet’, ‘derin çeteler’ iddiaları bir anda gündeme düştü. Açıkça sormak istiyorum, bu hükümet on yıldır pek çok alanda, her anlamda Gülen Hareketi ile birlikte çalıştı, her zaman övgüler düzdü. (…) AK Parti neden bu iddialara yöneldi, nedir sizce asıl sebepler?


Yani meseleyi ben şöyle düşüyorum. Ak Parti’yi veya özellikle Sayın Başbakanın etrafında hareketin mevcudiyeti noktasında, bir Naim Şahin’in sözüyle söyleyeyim, dar bir oligarşik kadronun onun etrafında, onu hapsettiğini düşünüyorum. Başbakana cemaatin veya Hizmet’in fevkalade tehlikeli olduğunu ve defterleri dürülmediği takdirde, bu ülkede onun siyaset yapma imkânının olmayacağına dair bir yanlış inanca ve kanaate onu sahip kılıyorlar maalesef. Hizmet’in 50 yıllık hayatında bu ülkeyle alakalı bir tek menfi şey söyleyemezsiniz. İddia edilmiştir, hatta ve hatta Başbakan’ın dilinde söylenen; ‘çetedir örgüttür, paralel yapılanmadır, Emniyet’e sızmadır’ iddiaları 28 Şubat döneminde de söylendi. 1999’da açılan bir mahkemeyle Hocaefendi ve Hizmet hareketi, Nuh Mete Yüksel’in savcılığı altında, 9 yıl sorgulanmış ve o 9 yıllık sorgulanma esnasında hem de vesayet döneminde bakınız, bir tek belge çıksaydı, o yargıçlar bunu affeder miydi? Paralel yapılanmayla alakalı bir tek tespitleri olsaydı, acaba görmemezlikten gelirler miydi? Bu mümkün müydü? İşte o süreç içerisinde bu hareket, paralel devletten de, örgütten de, çeteden de, sızmaktan da, dini yapı oluşturmaktan da, bu noktada beraat etmiş bir harekettir. Bırakın onu siz Ak Parti hükümeti olarak 2013’e kadar bu hizmetlerin ne kadar önemli olduğunu daha düne kadar söylediniz. Yurt dışındaki okulların ve açılmış kurumların bu ülkenin vizyonu olduğunu seslendirdiniz, gündeme getirdiniz. 11 yıllık iktidarınız süresince bir tek şikâyetiniz olmadı da yolsuzluklardan sonra bir anda bunlar şeytanlaştı mı? Bu yapı bir anda zehire mi döndü? Zehire döndüyse bunu ortaya koyman gerekmez mi? Zehirse hep beraber elbirliğiyle gelip onu yok edelim. Gelin birlikte yok edelim ama yapı mı, Hizmet mi zehir oldu yoksa senin zihnin mi zehirlendi, işte bunun tefrik edilmesi lazım.


BDP, HİZMET’İN ÇALIŞMALARINDAN RAHATSIZ OLUYOR

(…) BDP’nin duruşunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Doğu’da BDP ve Gülen Hareketi arasında kıyasıya bir rekabet olduğu da iddia ediliyor?


Benim gördüğüm kadarıyla BDP, Hizmet’in Doğu’daki kurumsal yapısının farkında, orada ciddi manada eğitimle alakalı çalışmalar yapıldığının farkında ve bundan rahatsız oluyor. Hâlbuki Hizmet’in hiç bir zaman asimile etme gibi bir hedef ve niyeti olmamıştır. Demin ifade ettiğim gibi yerel kültürün korunmasını özellikle esas alır, kaldı ki bir de oradaki okullarımızın ekseriyeti, yine oradan yetişmiş insanlardır, yani oradaki müdürlerdir, oradaki öğretmenlerdir. Çalışanları ekseriyeti itibariyle oralıdır. Bence asıl kaygıları eğitilmiş insanlar yönlendirilemez ve kullanılamaz. PKK arzu ettiğini dağa, arzu ettiğini bayıra, arzu ettiğini ine götürme noktasında halkın yetişmiş insanlarını yönlendirememe kaygısı ve endişesi yaşamaktadır. Dolayısıyla eğer buradaki kurumlar sökülüp atılırsa, meydanın kendine kalacağını düşünmekte ve zannetmektedir. Ama şu bilinmeli ki ‘Hizmet’ ve hareket oradaki halk tarafından sahiplenilmediği sürece, oradaki halkın desteğini almadığı sürece zaten yaşaması söz konusu olamazdı ve 20-30 yıldan beri ‘Hizmet’ orada varlığını devam ettiriyor, yüzlerce kurumla beraber varlığını devam ettiriyor. Kürtlerin bugün Kürdistan dediği, Kuzey Irak’ta Hizmet’in 30 tane okulu var, üniversitesi var ve oradaki Kürtler o okulları o kadar ciddi destekliyorlar ki, ben o kadar ciddi desteği başka ülkelerde bile görmedim. Niye? Çünkü gelecek adına kendilerine neler kattığının ve kazandırdığının farkındalar. Yalnız bu zatlar dağda olduğu için, şu anda eğitimin farkına varmamışlar, dağdan indiklerinde fark edeceklerdir, o zaman gelsinler onlar da okul açsınlar biz de onlara destek verelim.

CHP İLE YAKINKLAŞMA SÖZ KONUSU DEĞİL

Gülen Hareketi ile ana muhalefet partisi CHP arasında bir yakınlaşma söz konusu mu?


Hayır, ilkeler bazında açıklamalar ve ortaklıklar olabilir. Fakat, siyasi partilerle angaje olmak Hizmet’in asla istemeyeceği bir şeydir.

İstanbul’da CHP adayı Mustafa Sarıgül’e destek verdiğiniz iddiaları var. Doğru mudur?

Kesinlikle hayır, Hizmet kurumsal olarak bir kişiye ya da partiye destek kararı almaz. Tamamen partiler üstü kalmayı tercih eder. Kendi insanlarına, sempatizanlarına da şu partiye veya kişiye oy verin diye telkinde bulunmaz. Yalnızca politika bazında kendi ilkelerine uygun olarak zaman zaman bazı konularda destek ya da tenkidini açıklayabilir.

MABEYN İSTERSE KARDEŞİNİ PADİŞAHA BOĞDURTUR

(…) Başbakan da sürekli ‘elimizde çok şey var’ diyor, ‘inlerine gireceğiz’ diyor, Başbakanın Başdanışmanı ‘orduya da bunlar kumpas kurdu’ diyor, bazı hükümet yetkilileri ‘bunların yargıda imamı var’ diyor vs. vs. Ne diyorsunuz? Böyle bir durumla karşılaşmaktan korkuyor musunuz, böyle bir gidişat var mı size göre de, nasıl yorumluyorsunuz bu iddiaları?


Evet, inlere girilecek deniyor. Yani sunu söyleyeyim, 10 yıl iktidarda kalan insanlarda bir müddet sonra iktidarlarını koruma güdüsünün daha fazla arttığına dair bir yerde bir yazı okumuştum. Yani artık 10 yıldır iktidarda kalmış insanın kaybetmekten korktuğu çok şeyi vardır. Ve dolayısıyla Başbakanı etkisine alan o danışmanlar, o etrafındaki oligarşi, maalesef sürekli olarak, o iktidarı kaybetmek korkusu üzerinden, o korku damarı üzerinden oynayarak Başbakana yeni düşmanlar üretmeye muvaffak oldular. Eskilerin bir sözü var “Mabeyn kardeşi boğdurtur” diye. Mabeyn dediğimiz padişahin etrafındaki insanlar, mabeyn isterse kardeşini padişaha boğdurtur. Bugün karşılaştığımız manzara bu, bu ülkenin hayrından başka hiç bir projesi hedefi gayreti olmayan bu insanların, düşman statüsünde algılanmasının ardındaki gerekçe nedir biz de merak ediyoruz. Nedir gerekçe yani nasıl bir kötülüğü oldu bu millete? Açıkçası öyle saldırılar yapılıyor ki bu iddiaların doğru olmadığını düşünmeyi zorlaştırıyor. Biz bunun izahını bulamadık.

ERDOĞAN, ERDOĞAN’LA ÇATIŞIYOR

Ne olacak sizce bundan sonra? Nereye varacak bu işin sonu?


Bu durum bizde de fevkalade şaşkınlık oluşturuyor. Tabi bu Ak Parti’nin, ben zannediyorum, Erdoğan’ın Erdoğanla çatıştığı bir dönem başlıyor. Bir sonraki Erdoğan, bir önceki Erdoğan’ı tüketiyor. Neler yaparak? Fevkalade en yakınlarını, tabiri caizse, kendini desteklemiş ve kendine zaman zaman yardım etmiş insanları düşmanlaştırarak. Devreye koyarak. Bunun şu anda bir izahı yok, sadece iktidarı koruma korkusu üzerinden böyle bir damar işleniyor şu anda.