“Çocuğunu seven okul ‘mış’ gibi yapamaz...”

10 Eylül 2018 Pazartesi - 21:59 | Son Güncelleme : 10 09 2018 - 22:04

Çocuğun gözünde okulun ne kıymeti var, çocuklarımız okullarını seviyor mu? Bugün bu soruların cevaplarını her mecrada tartışıyoruz. Ancak asıl tartışmamız gereken konu, okulun gözünde çocuğun kıymeti belki de. Her anne-babanın er ya da geç gündemini meşgul eden konu, çocuğu için doğru okulu bulmak. İşte bu yüzden çocuğun kendini gerçekleştirebilmesine destek olan, çocuğa kıymet veren doğru okul iklimini yaratabilmek çok önemli.


45 yıllık bir eğitim serüveni yepyeni bir okulla taçlanınca heyecanı da büyük oluyor tabii ki. Yılların öğretmeni Yasemin Pakkan işte bu heyecanı iliklerine kadar hissettiğini söylüyor. “Şimdiye kadar yaşadıklarımdan ve öğrendiklerimden esinlenip yine aynı kulvarda en iyi bildiğim işi yapıyorum” diyen Pakkan, Türk-Alman Üniversitesi Beykoz Kampüsü içinde bu yıl kurulan Pakkan Okulları'nın kurucusu... Kendisiyle okul, öğretmen, öğrenci ve aile üzerine sohbet ettik. İşte Yasemin öğretmenin gözünden eğitim dünyamız...

Önce anne ve babalardan başlayalım mı? Biraz tersten belki ama... Okul seçme sürecinde aileler neden çok telaşlı sizce?

Ebeveynlik her şartta bir tedirginlik durumu. Aileler çok haklı. Mevcut sistem, çocuklarımız okuldan nefret etsin diye anne babalarla iş birliği yapıyor gibi adeta. Ebeveyler bunca müdahalelerine rağmen işlerin iyi gitmemesinden dolayı telaşlı. Hem okulu, hem kendilerini suçluyorlar. Oysa bu bir sistem sorunu. Eğitim dünyası derin bir soluk alıp yaptığı hatalarla yüzleşmeli; hayat nerede, okul nerede bir bakmalı. Hayatın okullarla, okulların sınavlarla arası çok açık. Böyle olunca da “Bu öğrendiğim şey, bu sınav sorusu ne işime yarayacak?” dediklerinde cevap veremiyoruz çocuklarımıza... Çocuklarımız okullarını sevmiyor sonuç olarak ve aileler de içten içe bunun farkında. Telaşlanmamak mümkün mü?

 

Çocuklarımız neden okulunu sevmiyor peki?

Bunca yıldır sınav hazırlıklarına destek olduğum akademik konseptimde hem öğrencilerimden hem de velilerimden sürekli okul şikayetleri dinledim. Bir çocuğun hayatının en önemli ve en keyifli parçası olması gereken okulları maalesef çocuklarımız sevmiyor, evet. Çünkü aslında okullar çocuklarını ve gençleri sevmiyor. Çocuğunu seven okul ‘mış’ gibi yapmaz, yapamaz... Hayattan, bu günden ve gelecek hayallerinden bu kadar uzak olamaz. Bazı okullar dışarıdan çok güçlü gözüküyor ama içeride öğretmenlerle biçimlenmiş eğitim felsefeleri yok, programları yok ve tabii ki mutlu çocukları yok. Reklam tadında okul iklimiyle olmaz bu iş... Öğretmen okulunu, okul öğrencisini sevecek, kıymet verecek, kıymet görecek... Gerçek öğrenme ancak bu huzur ortamında gerçekleşebilir. Çocukların sabah uyandığında “oley okulum var” diyebileceğ bir okul yaratmak mümkün. En büyük idealim de bu işte... Bir çocuk neden matematiği sevmez anlamıyorum mesela? Çocuk anladığını sever. Matematik resimdir bir bakıma... Bazen sadece resimle matematiği ifade edebilirsiniz çocuğa. Ödev vererek sevdiremezsiniz. Ödevin lafı bile insan doğasına aykırı...

Milli Eğitim Bakanlığı ödevi kaldırdı. Siz de ödeve karşı mısınız?

Karşıyım tabii... Sabah yedide evinden çıktı bu çocuk. Beşte evine döndü. Niye ödev veriyoruz ki? Anne babaya eziyet olsun, özel öğretmenler tutulsun, çocuk hayattan daha da uzaklaşsın diye mi? Okulda öğrenemediğini evde ailesi öğretsin diye mi? Yazık çocuklarımıza ve ailelere. Çocuğunu seven okul bunu yapmaz. İlla vereceksek, hayata yakın ödevler verelim onlara... Ayakkabı bağı bağlamayı öğrensiler, günlüklerini yazsınlar, yaprak toplasınlar, barınaklarda hayvanları ziyaret etsinler, sesli kitap okusunlar... Ben yıllarca hiç ödev vermedim, çocuğun anlamasını sağladım. Konuyu anlayan, başardığını gören çocuk hevesle ödev istedi benden zaten. Kendi ödevini, programını, çalışma düzenini kendi belirledi. Zorla ödev veriyoruz, çocuk ertesi gün okula gelmek istemiyor, neden? Çünkü ödevini yapmadı... Empati yapıp kendimizi çocuğumuzun yerine koyalım. Çok acı değil mi bu?

“Eğitimde yatırıma öğretmenden başladım”

Dünün, bugünün ve geleceğin hiç önemini kaybetmeyen ve kaybetmeyecek mesleği öğretmenlik. Değer görmesi ve değer vermesi, sonuç olarak da değer üretmesi gerekiyor. İş böyle olunca öğretmenini sahiplenen okul iklimi, okulların fark yaratan politikalarından biri oluyor tabii ki... “Doğru okul” öğretmeni mutlu olan okul oluyor... Ödevin olmadığı, çocuğun okulunu sevdiği, velinin huzur içinde bulunduğu bir okul için yapılması gerekenler ne?

Bakın benim için eğitim önem vermektir. Her gün öğrencilerimizi evimize gelen en önemli misafirler gibi, tüm güler yüzümüzle kapıda karşılamalıyız. Kendi okulumda rehber öğretmenlerimin en önemli görevlerinden biri bu olacak mesela, öğrencilerimizi her gün kapıda selamlayacağız. Kıymet alış verişi, kıymet üretir. Okullardaki eğitim sürecini bunun üzerine kurmalıyız. Önce öğretmenlerimiz kıymet görmeli eksiksiz olarak. Okulu okul yapan öğretmendir. Ben kurumumda öğretmenlerimin işlerini seve seve yapacaklarına çok eminim. Okulumuzdaki ana felsefe önce öğretmeni kucaklamak... Sevilen ve sayılan bir öğretmen, sevip saymayı da iyi bilecektir. İnsan ve hayvan sevgisini tatmamış, kişiliği zedenlenmiş bir öğretmen öğrencisinin gelişiminde işe yarar mı sanıyorsunuz? Özgür öğretmenlik ve lider öğretmenlerden yanayım. Benim öğretmenim çok kıymetli. Ancak sadece seni seviyorum demekle kıymet verilemez öğretmene. Onlarla okul iklimini adım adım birlikte kurmak gerekiyor. Öğretmen sistemin en önemli parçası. Bunu okulun her kararında kendisi de hissetmeli. Ben eğitimde yatırıma öğretmenden başladım...

Bu felsefeye uygun öğretmenimiz var mı ülkemizde?

Tabii ki.. Fakat en önemlisi öğrenmeye doyamayan öğretmenlerin çoğalması. Ben kendi ekibimle sürekli konuşuyorum mesela. Zamanla ezbere dönmüş, geçmişten getirdiğimiz sıradan bilgileri kafalarımızda sıfırlayıp, öğrenen öğretmenliği adım adım dokuyoruz adeta okulumuzda. Yeri gelince bazı alan uzmanlarını da dahil ediyoruz ekibimize. Değişime inancımız tam.

Öğretmen öğrenci ilişkisi bir ayna karşısında durmak gibi aslında. Sen ne yaparsan o da aynısını yapıyor. Çocuğa davranışımız çok önemli. Bu anlamda da değişime ihtiyacımız var. Otoriter, gücünü mevkisinden alan öğretmenler her daim yok olmaya layık. Ancak öğrenmekten güç alan öğretmenlerle yürünecek uzun yollar var.

Yeni ekip arkadaşları arayışımızda onlarca öğretmenle görüştüm. Ürkek, korkutulmuş öğretmenler gördüm, çok üzüldüm. Ben de genç bir öğretmenken, otoritesiyle beni korkutmaya çalışan yöneticilerle karşılaşmıştım. Öğretmenlerin ürkek halleri işte o günleri anımsattı bana. Oysa özgürlüğü yaşamalı ve yaşatmalı diyoruz öğretmenlerimiz için... Öğretmen korkmayacak, durmayacak, yorulmayacak; öğretmenler odası dinlenme yeri değil, öğretmenlik de korku mesleği değil...

Anne-babalarla başladık, onlarla biterelim... Ailelere tavsiyeleriniz neler?

İlk ve tek tavsiyem güven... Okul arayışı zor bir yol, biliyorum. Her çocuk özel ve her ebeveynin kendine ait, reçeteye bağlanamayacak bir yol haritası var. Saygı duyuyorum. Ne istediğini iyi bilen, ihtiyaçlarını kısaca listeleyebilen anne-baba zorlu bir yolculuğun sonunda bile olsa bir okul seçiyor. İşte asıl süreç bu noktada, tam da bitti derken başlıyor aslında. Öğretmenine, öğrencisine kıymet veren bir okul bulduğunda veli, o okula çocuğunu göndermeli ama sonra da sonuna kadar güvenmeli... Bakın geçenlerde okulum için bir anneyle konuşuyorum. Başka bir okuldan geliyor çocuğu, dedim ki; “Siz güvenip çocuğunuzu okulumuza veriyorsanız verin ve gidin. Daha fazla ayrıntıya boğulmayın. Ancak aklınız hala eski okulunuzda kaldıysa da ne olur gelmeyin. Çünkü ‘eski okulda şu vardı, siz de neden yok?’ gibi cümleleri asla duymak istemiyoruz.” Sonuç olarak şimdiye kadar yaşadıklarımdan ve öğrendiklerimden esinlenip yine aynı kulvarda en iyi bildiğim işi yapıyorum ben. İşini iyi bilen insanları bulun ve onlara güvenin diyorum ailelere de... Bu güven çocuğunuza olumlu yansıyacak.

ETİKETLER