'Bu savaşın galibi yok!'

AA |  18 Temmuz 2018 Çarşamba - 13:42 | Son Güncelleme : 18 07 2018 - 13:42

oç Üniversitesi Öğretim Üyesi ve TUSİAD Çin Ağı Uzman Üyesi Dr. Altay Atlı, ABD’nin Çin’den gelen ürünlere ek gümrük vergisi uygulamaya başlaması neticesinde Çin ile ABD arasında yaşanan "ticaret savaşına" ilişkin, "ABD ve Çin arasındaki karşılıklı ek gümrük vergisi getirme misillemeleri, tüm dünyada domino etkisi yapmaya başlıyor. Ancak, bu tarz korumacılık ve ticaret savaşları, uzun ve orta vadede tüm küresel sistemin zararına olacak bir durum." dedi.


üresel ekonomi çevresinde ABD'nin yaptığı gibi bir korumacılık ve  ticaret savaşının orta ve uzun vadede herkesin zararına olabileceğinin altını çizen Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi ve TUSİAD Çin Ağı (TUSIAD China Network)  Uzman Üyesi Dr. Altay Atlı son dönemdeki ticaret savaşlarını AA muhabirine  değerlendirdi.
 
Ticaret savaşlarında domino etkisi
 
ABD'nin, sadece Çin’e değil birçok ülkeye karşı ticaret savaşının  fitilini yakarak tarifeleri arttırdığını belirten Atlı, "ABD, komşusu Kanada’ya,  müttefiki Avrupa Birliği’ne, hatta Japonya’ya dahi vergi tarifelerini arttırdı.  Çin, tabii buna misilleme yapıyor. İşte bu misilleme de tüm dünyada bir domino  etkisi yapmaya başlıyor. Karşılıklı olarak vergiler arttırılıyor. Yani karşılıklı  olarak ülkeler birbirleri ile yaptıkları ticaretin maliyetini pahalılaştırıyor.  Bu durum hiçbir ülke için iyi bir şey değil." diye konuştu.
 
Bu tarifelerin arttırılmasının iki ülke için de iyi bir şey  olmadığının altını çizen Atlı, şöyle devam etti:
 
"ABD, Çin’e karşı vergiyi arttırsa Çinli üretici, Çinli ihracatçı  bundan tabii ki etkilenir. Ancak üretim artık çok farklı şekillerde yapılıyor  dünyada. Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse; ABD'nin vergileri arttırdığı Çin  mallarının listesine bakacak olursak en tepede yarı iletken mikroçipler var.  Trump, böyle yaparak bu yarı iletken malları üreten "ABD'li üreticiyi” korumuş  oluyor. Ancak, Çin’den aynı mal geliyordu, daha ucuza geliyordu. Bu durumda şimdi  bunu pahalılaştırmış oldu. İşte korumacılık dediğimiz bu. Trump, kendi sistemince  ABD'li üreticiyi korumuş oluyor. Öte yandan, Çin’den ABD'ye bu ürünleri getiren  ABD'li elektronik üreticileri Çin’den daha ucuza getirdiği ürünleri pahalı bir  şekilde almaya başlıyor. Yani, bunu pahalılaştırarak Çin’den gelen ürünü o zaman  onu kullanarak yani ara mamulü, girdiyi ilk olarak kullanan üreticiye de bir artı  maliyet bindirmiş oluyorsun. Çünkü adam ya Çin’den gelen mala daha çok para  verecek vergi yüzünden ya da daha pahalı yerli ürün alacak. Elektronik  üreticisinin maliyetini arttırdık. O maliyet kime yansıyacak o üreticinin  ürettiği nihai ürünleri satın alan ABD'li tüketiciye yansıyacak. Yani bu örnekle  de görüldüğü gibi yarı iletken üreticisini koruyayım derken elektronik  üreticisini, otomotiv üreticisini ve ABD'li tüketicisini yani hepsini zor duruma  sokmuş oldu. O nedenle, bu vergileri arttırma durumunun Trump’ın kendi toplumuna  dahi faydası olamayacaktır.”  
 
Çin'in ABD'ye misillemesi
 
Trump’ın açtığı ticaret savaşına Çin'in de misliyle karşılık vermesini  değerlendiren Atlı, "Çin’in listesine baktığımızda en tepede tarım ürünleri var;  en başta soya fasulyesi. Soya fasulyesini ABD’den alıyordu. Çin şimdi vergileri  düzenleyerek arttırma kararı aldı. Bu durum ABD'li gıda ve tarım üreticisine bir  zarar vermiş oldu. Öte yandan eşit derecede Çin’e de zarar veriyor. Yani, Çin'in  gidip aynı ürünü başka yerlerden alması gerekecek. Şimdi Brezilya'dan alıyoruz  diyorlar, yine maliyetler yüksek.  O uygunmuş ki o yüzden ABD’den alıyormuş.  Brezilya uygun olsaydı zaten Brezilya' dan alırdı. Ama şimdi mecburen Brezilya'  ya gidiyor. O zaman maliyetleri arttırıyor. İşte bu sebepten aslında bu çağda  yani üretimin küresel değer zincirleri ve bölgesel üretim ağları üzerinden  şekillendiği bir küresel ekonomi çevresinde, bu şekilde korumacılık ve ticaret  savaşlarının yapılması, orta ve uzun vadede herkesin zararına olabilecek bir  durum.” görüşünü dile getirdi.
 
Bu ikili ticaret savaşında orta yolu bulmak gerektiğinin altını çizen  ve bu yaşanan ticaret savaşını, Kuzey Kore ile ABD arasındaki nükleer meseleye  benzeten Atlı, Kuzey Kore - ABD nükleer meselesinde nükleer savaş nasıl çözüm  değilse Çin-ABD arasında ticaret savaşlarının da küresel ticaretin sorunlarına  çözüm olmadığını vurguladı.
 
“Çin, ABD’yi hiçbir konuda geçemez”
 
Atlı, Çin’in ABD’yi yakın ve orta vadede hiçbir konuda geçemeyeceğinin  altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Ekonomiyle Gayri Safi Millî Hâsılaya (GSMH) baktığınız zaman iki ülke  çok yaklaşmış durumda. Ama ekonominin kalitesini ve gücünü sadece bununla  ölçemeyiz. Çok istiyorsanız Çin’in, ABD’yi geçtiği bir hayli parametre buluruz;  teknoloji, ar-ge gibi. Ama bir ülkeyi süper güç yapan temel unsurlara baktığımız  zaman o ekonominin mesela gelişmişliği, kalkınmışlığı sadece GSMH rakamları ile  ölçülemez. Ona baktığımız zaman ABD fersah fersah ötede. Bu ara, pek de hızlı bir  sürede kapanacak gibi değil. Şu anda askeri savunma harcamalarına baktığımız  zaman en fazla harcama yapan ülke hala açık arayla ABD. Yani, Çin’in bütçesi  ABD’nin 3' te 1' inden daha az. Askeri güce bakarsak orada da tabii ki ABD,  Çin’in çok ötesinde. Çin, ABD’yi belki askeri bakımdan geçebilir. Ancak, 21.  yüzyıldayız. Yani asker sayısının fazla olması çok bir şey ifade etmiyor. İki  ülkenin uçak gemisi durumlarına bakalım. Mesela, ABD'nin 11 uçak gemisi var. Uçak  gemisi demek bütün dünyaya gücünü taşıyabilmek demek. Çin’in şu anda bir tane var  ikinciyi yeni yapıyor. Bu gemi de zamanında İstanbul’dan geçen Varyag uçak  gemisi. Yani, Sovyetler'den Ukrayna’ya miras kalmış.  Ukrayna da işime yaramaz  deyip Çin’e satmış."
 
Öte yandan, Çin'in dünyadaki etki alanını genişletmesi için çok  yatırım yaptığını belirten Atlı, şunları söyledi:
 
"Çin, sinemasını geliştirmeye çok gayret gösteriyor. Dünyanın dört bir  yanına Konfüçyüs merkezleri açıyor. Ama ABD’nin kültürel hegemonyası bir kerede  olmuş bir şey değil. Yıllar boyunca işlene işlene olmuş bir şey. Çin’in, ABD’nin  şu anki konumuna gelmesi de yakın gelecekte mümkün değil. Ayrıca, Çin’in dilinin  zor olması gibi dezavantajları da var.  Çince hiçbir zaman dünya dili olmayacak.  İngilizce’nin daha kolay bir dil olması da ABD’nin böylesine hakim bir kültür  olmasına yol açmıştır.” 
 
"Çin, tarım ürünlerinde Türkiye’ye yönelebilir” 
 
Dr. Altay Atlı, küreselleşmeyle birlikte bölgesel üretim ağlarının  oluşturduğu zincirin artık geri çevrilemeyeceğini vurgulayarak, herkesin kendi  malını kendi üretme devrinin bittiğinin, Trump’ın şikayetlerinin bir anlamının  olmadığının ve serbest piyasa mantığının süreceğinin altını çizdi.
 
Küreselleşmenin devam ettiğini ve ülkelerin şimdi küreselleşmenin yan  etkilerini olumsuzluklarını düzeltirken faydasını nasıl arttırırız konusunu  düşündüklerini belirten Atlı, sözlerini şöyle tamamladı:
 
"Türkiye de bu pastadan olumlu bir şekilde payını almak ve ABD’den  sonra boşluğu doldurmak için, Çin’in hangi ürünlere ihtiyacı olduğunu iyi  belirlemelidir. Çin, yavaş yavaş ABD’den alımları azaltırken farklı ülkelerden  alımları arttırmak isteyecektir. Türkiye de bu ülkelerden biridir. Türkiye bir  tarım ülkesi ve özellikle tarım konusunda ABD'den boşalan koltuğu Türkiye  doldurabilir. İşte aslına bakarsak ticaret savaşı da dediğimiz olumsuz görünen  küresel ekonomik gelişme, küreselleşmenin dinamikliği nedeni ile aslında fırsata  da çevrilebiliyor. Önemli olan bunu iyi okuyabilmek. Bir buçuk milyarlık nüfusu  ile dünyanın en büyük gıda tüketicisi Çin'e cazip gelen ürünleri belirleyip  kalitemizle ön plana çıkmamız için hiç bir engel yok."