`Akbank müşterileri Türk lirasına olan güvenini gösterdi`

AA |  15 Ağustos 2018 Çarşamba - 17:05 | Son Güncelleme : 15 08 2018 - 17:05

Akbank Genel Müdürü Hakan Binbaşgil, "Dün Akbank müşterileri yaygın bir şekilde döviz satışı yapmaya başladı ve Türk lirasına olan güvenini gösterdi" dedi.


Akbank Genel Müdürü Hakan Binbaşgil, son dönemdeki gelişmelere ilişkin yaptığı yazılı  açıklamada, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu  (BDDK), Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)  ve Hazine'nin piyasalarda yaşanan hareketlilik karşısında aksiyonlarını çok hızlı  ve seri bir biçimde aldığını bildirdi.
 
Yüksek koordinasyon gerektiren bu aksiyonların ekonomi yönetiminin tek  bir çatı altında toplanmasının önemini ispatladığını vurgulayan Binbaşgil,  şunları kaydetti:
 
"Ekonomi yönetiminin tek çatı altında toplanmasının avantajını  yaşadık. İleriye yönelik yapısal tedbirler de böyle bir yapıda daha hızlı ve  etkin gerçekleşecektir.
 
Ekonomi yönetimi ile bankalar arasında son derece açık ve etkin bir  iletişim söz konusu. Geçtiğimiz birkaç haftalık süre içinde bunu hep birlikte  yaşadık. Sorunlarımız, yapılması gerekenler açık ve gerçekçi bir yaklaşımla  karşılıklı olarak paylaşıldı. Şu anki öncelik, yaşamakta olduğumuz piyasalardaki  hareketliliğin bir an önce önlenmesidir. Bu konuda bir seri önemli aksiyonlar  alındı ve bunların sonuçlarını görmeye başladık. Önümüzdeki dönemde eminim  sürdürülebilir büyümeyi sağlamak için gerekli aksiyonlar da gelecektir."
 
"EKONOMİK TEMELLERLE BAĞDAŞMADIĞI ÇOK AÇIK" 
 
Hakan Binbaşgil, piyasalarda yaşanan bu hareketliliğin sadece ekonomik  makro verilerle açıklanmasının mümkün olmadığını vurguladı. Ülkenin bankacılık  sektörünün sağlam ve likit, ekonominin güçlü taraflarının çok olduğunu belirten  Binbaşgil, dolar/TL'de ağustos ayının ilk haftasında olağanüstü bir hareketlilik  yaşandığını anımsattı.
 
Binbaşgil, döviz opsiyon piyasalarında dolar/TL volatilitesinin yüzde  60 seviyelerine kadar çıktığını ve alınan önlemlerle bir miktar gerilese de halen  yüzde 50'li seviyelerde bulunduğunu kaydetti.
 
Bu belirtilen oranların 2008'de, küresel ölçekte tüm ülkeleri  etkileyen küresel finansal kriz döneminde görülen en yüksek seviyelerin bile  üzerinde olduğunu bildiren Binbaşgil, "TL'nin dolar karşısında son 10 yıldaki  volatilite ortalamasının yüzde 10'lar mertebesinde olduğunu göz önüne alırsak,  bunun ekonomik temellerle bağdaşmadığı çok açık." ifadesini kullandı.
 
"SON DERECE ÖNEMLİ VE ETKİLİ TEDBİRLER ARKA ARKAYA GELDİ" 
 
Akbank Genel Müdürü Binbaşgil, geçen pazar akşamı dolar kurunun  7,20'li düzeylere gelmesinin ardından son derece önemli ve etkili birçok tedbirin  arka arkaya geldiğini hatırlattı.
 
Alınan tedbirlerin ardışık bir biçimde geldiğini ve piyasalarda  etkisinin görülmeye başlandığını belirten Binbaşgil, ilk olarak BDDK'nın, yurt iç  bankaların TL verip döviz aldıkları swap ve benzeri işlemler toplamının öz  kaynaklarının yüzde 50'sini geçemeyeceğini duyurduğunu ve bugün de bu oranın  yüzde 25'e indiğini bildirdi.
 
Binbaşgil, devamla şu değerlendirmelerde bulundu:
 
"Türk lirası yurt dışı piyasalarda daha az bulunur ve daha pahalı hale  geldi, ek döviz talebi yaratılmasının da önüne geçildi. Bunun yansıması olarak  spot döviz piyasası sakinleşti ve geriledi. Ardından TCMB, iki dizi önlem aldı.  İlk olarak, TL zorunlu karşılık oranları tüm vadelerde 250 baz puan indirildi.  Yabancı para yükümlülükler için de belli vadelerde zorunlu karşılık oranları 400  baz puan indirildi. Bu değişiklikle finansal sisteme 10 milyar TL ve 6 milyar  dolar ile 3 milyar dolar tutarında altın cinsinden likidite sağlandı. İkinci  olarak, TCMB, bankaların döviz depo limitlerindeki teminat ve vadelerde esnekliğe  gitti ve kullanabilecekleri tutarı 50 milyar dolara çıkardı. Tüm bunlara ilaveten  TCMB'nin son birkaç gündür bir haftalık repo ihalesi açmamasının da 150 baz  puanlık bir sıkılaştırma etkisi oldu."
 
"SİSTEMDE PANİK YAŞANMADI" 
 
Hakan Binbaşgil, maalesef bu süreçte önemli bilgi kirliliği  yaşandığını belirterek, "Ortalıkta gerçeği yansıtmayan birçok söylenti dolaştı.  Bu tür hassas durumları daha soğukkanlı yönetmemiz gerekir. Güven unsuru  ekonomide önemlidir. Güven ortamını sarsıcı söylentilere itibar etmememiz  ülkemizin menfaatinedir." ifadelerini kullandı.
 
Sistemde mevduatta önemli bir çıkış olmadığını ve panik yaşanmadığını  vurgulayan Binbaşgil, şunları kaydetti:
 
"Halkımız sağduyulu davrandı. Bankalarımız olası talebe karşı oldukça  hazırlıklı ve likitti. Ayrıca, bankalarımız, geçmiş yıllardan gelen önemli bir  kriz yönetimi tecrübesine sahipti. Bu da önemli bir avantaj oldu. Örnek vermek  gerekirse, dün Akbank müşterileri yaygın bir şekilde döviz satışı yapmaya başladı  ve Türk lirasına olan güvenini gösterdi. Bankamızda dün müşterilerimizin döviz  satışları alışların 3 katı oldu.  Bizdeki verilerden hareketle, piyasada dünkü  döviz satışlarının 1,5 milyar dolar civarında olduğunu tahmin ediyoruz.  Bunun  etkilerini kurlardaki iyileşmeden de hissedebiliriz. Ayrıca, efektif  hareketlerinin de artık piyasada normal seyrine döndüğünü söyleyebiliriz."
 
"MESAJ ÖNEMLİ" 
 
Akbank Genel Müdürü Binbaşgil, gerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip  Erdoğan gerekse Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak tarafından vurgulanan  "serbest piyasa ekonomisi kurallarından asla taviz vermeyeceğiz" mesajının önemli  olduğunu vurguladı.
 
Ülkenin yılda yaklaşık 165 milyar dolar ihracat ve 250 milyar dolar  ithalat hacmi bulunduğunu belirten Binbaşgil, Türkiye'nin küresel ticarete  entegre bir ekonomi olduğunu kaydetti. Binbaşgil, bu dış ticaret yapısıyla  örtüşmeyen bir anlayışı piyasada speküle etmenin bir anlamının da, faydasının da  olmadığını aktardı.
 
"EKONOMİZİN GÜÇLÜ YANLARI ÇOK" 
 
Hakan Binbaşgil, Türkiye'nin genç, dinamik, girişimci ruha sahip,  altyapısı kuvvetli bir ülke olduğunu belirtti.
 
Ekonominin zaman zaman volatil ortamlardan geçse de ekonominin güçlü  yanlarının çok olduğunu ve karamsarlığa kapılmaya gerek olmadığını vurgulayan  Binbaşgil, şu değerlendirmelerde bulundu:
 
"Türkiye'nin demografik yapısı son derece kuvvetli. Bulunduğumuz  coğrafyanın kendine göre birtakım zorlukları olsa da, uzun vadede sağlayabileceği  avantajlar çok. Harcamalarımızdaki birtakım artışlara rağmen bütçe açığımız yüzde  2 seviyelerinde ve de birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkenin altında. Kamu  borcumuzun milli gelire oranı oldukça düşük. Cari açık ve yüksek enflasyon  gelişim alanlarımız. Bunları yapısal tedbirlerle iyileştirmek durumundayız.  Alınacak aksiyonların ana hatlarını geçtiğimiz hafta Hazine ve Maliye  Bakanımızdan dinledik. Eylül ayı gibi bu program rakamsal veriler ve aksiyon  planı ile daha da somut hale gelecektir. Ülkemizin sürdürülebilir büyümeyi  sağlayabilmesi için yapısal reform yapmasına ihtiyaç var. Seçimlerin geride  kalması ile birlikte bunu gerçekleştirebilecek yeterince süremiz var. Bu önemli  bir şans. Bu süreyi ülkemizin iyi değerlendirmesi ve reformların artan hızla  devam etmesi gerekir.
 
Dünyada da daha zor ve belirsiz bir döneme giriyoruz. Artan korumacı  politikalar, ticaret anlaşmazlıkları, Fed başta olmak üzere olası faiz artışları  ve eskisine oranla giderek azalacak likidite gelişmekte olan ülkeleri zaman  içinde daha da zorlayacak. Yapısal tedbirleri, ülkemizden bağımsız bu nedenlerden  dolayı da hızlandırmamız gerekir.  İlgili bakanlığımızı yapısal tedbirler  konusunda çok kararlı görüyoruz."
 
"SERMAYE YETERLİLİK RASYOSU YASAL LİMİTLERİN ÇOK ÜZERİNDE" 
 
Akbank Genel Müdürü Binbaşgil, Türkiye'nin güçlü bir bankacılık  sektörü olduğunu ve sektörün şokları karşılayabilecek yükseklikte bir sermaye  yeterlilik rasyosuna sahip bulunduğunu vurguladı.
 
Türk bankacılık sektörünün sermaye yeterlilik rasyosunun yasal  limitlerin çok üzerinde olduğunun altını çizen Binbaşgil, şunları kaydetti:
 
"Haziran 2018 itibarıyla yüzde 16,3 olan bu rasyonun BDDK'nın yeni  düzenlemeleri ile birlikte bugünlerde de benzer seviyelerde olduğunu  düşünebiliriz. Bankacılık sektörü oldukça likit. Bankalarımızın yurt dışı  muhabirlerde yaklaşık 24 milyar dolar parası var. Buna ilaveten TCMB nezdinde  rezerv opsiyon mekanizması kapsamında bulundurdukları döviz miktarı 28 milyar  dolar.  Ayrıca bankaların TCMB'de bulundurduğu yabancı para (YP) zorunlu karşılık  tutarı 41 milyar dolar. İhtiyaç duyulması halinde YP zorunlu karşılıklara indirim  gelebilir. TCMB ayrıca, bankalara döviz depo piyasasında 50 milyar dolar  tutarında imkan sağlamıştır."
 
"CARİ AÇIK VE ENFLASYONU DÜŞÜRMEYE YÖNELİK POLİTİKALAR ÖNCELİKLİ  HALE GELECEK" 
 
Hakan Binbaşgil, cari açık ve enflasyonu düşürmeye yönelik  politikaların gelecek günlerde öncelikli hale geleceğini belirtti.
 
Spot piyasada gözlenen kur düşüşünü kalıcı kılabilmenin Türkiye için  geçerli risk priminin gerilemesi ile sağlanabileceğini vurgulayan Binbaşgil, "Bu  da başta cari açık ve enflasyon olmak üzere yapısal reformlara yönelik kararlı  adımların devamı etmesiyle mümkün olacak." ifadesini kullandı.
 
Binbaşgil, ekonominin temel sorunlarından birinin yatırım ihtiyacının  yurt içi tasarrufların üzerinde seyretmesi olduğunu belirtti.
 
Sadece bu yatırım talebinin bile ülkenin büyüme potansiyelinin ne  kadar yüksek olduğuna işaret ettiğini aktaran Binbaşgil, şu değerlendirmelerde  bulundu:
 
"Ancak bu yatırım talebinin sonucunda dış kaynak ihtiyacı ve bunun  yansıması olarak da cari açığı gözlemliyoruz. Büyümeyle cari açığın arasındaki bu  ilişkinin azaltılması için tasarruf oranlarının artırılması amaçlı makroihtiyati  tedbirler ve verimlilik artışının sağlanması gerekir. Bu bağlamda halihazırda  sinyali verilen kamu maliyesinde tasarrufları artırıcı tedbirler, hem cari açığı  hem de enflasyonu olumlu etkileyecek ve Türkiye'nin risk primini düşürecektir.  Mevcut kamu borç yükü/milli gelir oranımız yüzde 28 gibi, göreli olarak oldukça  düşük diyebileceğimiz bir seviyede. Bütçe açığı/milli gelir oranımızın kalıcı  olarak yüzde 2'nin altında seyretmesi ve bu yönde verilecek hedefler, piyasa  dengeleri açısından da çok destekleyici olacaktır.
 
Bir başka önemli konu da dış kaynak kullanımında uzun vadeli finansman  sağlanmasıdır. Bankacılık sistemimiz, bu konuda iyi bir performans gösterdi. Her  zaman olduğu gibi ekonomimizin gelişmesi için kaynak tedarik etmeye devam edecek.  Küreselleşme ve teknolojik gelişmeler bizi çok daha yenilikçi, dinamik bir makro  ekosisteme götürüyor. Dolayısıyla teknolojik gelişmeleri ön plana alan, bilgi  temelli, kapsayıcı politikalar Türkiye'nin büyüme potansiyelini yukarıya çekecek  ana faktörlerdir. Türkiye, gelişmekte olan ülkeler içinde, dünyada takip edilen  en önemli piyasalardan biri. Önümüzdeki dönemde de doğru politikalarla ekonomik  atılımlarına ve refah artışına devam edeceğine inanıyoruz."
 

ETİKETLER