"Adnan Oktar, son yüzyılın deccali"

01 Ağustos 2018 Çarşamba - 7:15 | Son Güncelleme : 01 08 2018 - 7:25

5 çocuğunu da Adnan Oktar’a kaptıran Semin Babuna, mücadelesinde kararlı. Babuna, ‘Bu adam bir atom bombası gibi Babuna ailesinin içine düştü. Bütün gayem ve amacım beyni yıkanan çocuklarımı en kısa sürede kurtarmak’ diyor.


Türkiye, Prof. Dr. Cevat Babuna ve eşi Semin Babuna’yı, Adnan Oktar’ın müridi olan beş çocukları ve torunları için verdikleri mücadeleyle tanıdı. Prof. Dr. Babuna, geçen yıl hayatını kaybetti. Vefat ilanında çocuklarının ismi yoktu. Semin Babuna ise Adnan Oktar grubuna yönelik operasyon sonrası 25 yıllık mücadelesinde yeni bir sayfa açtı. Operasyon sonrası beş çocuğu ve bir torunu tutuklanan Semin Babuna, ilk olarak çocuklarını cezaevinde görmek için adım attı. Ancak ilk ziyaret ettiği en küçük kızı Eda, görüşmeyi kabul etmedi.
 
 
Milliyet'te yer alan habere göre, Semin Babuna bu mücadelesinde kararlı: Bu adam bir atom bombası gibi Babuna ailesinin içine düştü, aileyi parçalayıp çocukları zehirledi. 25 yıl eşimle birlikte çocuklarımın kurtulması için mücadele ettik, bu mücadelemi bugün de devam ettireceğim. Bütün gayem ve amacım beyni yıkanan çocuklarımı bu durumdan en kısa sürede kurtarmak. Adnan Oktar yüzyılın deccali.
 
İstanbul Emniyet Müdürlüğü ekipleri, 11 Temmuz’da Adnan Oktar grubuna yönelik operasyon düzenlemişti. Casusluktan çocuk istismarına, dolandırıcılıktan kara para aklama ve tacize kadar 30 suç isnat edilen yapıya yönelik soruşturma kapsamında Oktar’ın da arasında olduğu 169 şüpheli tutuklanmıştı. Oktar tarafından en büyük mağduriyeti yaşayanlardan biri de hiç şüphesiz Babuna ailesiydi. Beş çocuğu ve bir torunu Oktar grubuna dahil olan ve tutuklanan Semin Babuna konuştu. Kocaeli’de tutuklu bulunan kızı Eda Babuna’yı ziyarete gittiğini ve kızının kendisiyle görüşmediğini söyleyen Babuna 25 yıllık mücadelesinde yaşadıklarını ve duygularını şöyle aktardı:
 
'BEYİN YIKAMA, TELKİN'
 
“Bu çocukları ben doğurdum, ben yetiştirdim ve büyüttüm. Muhafazakar bir aileydik, dini de kendilerine en doğru şekilde öğrettik. Fakat nasıl olduysa bu adamın eline bir şekilde düştüler. Sürekli bir beyin yıkama ve telkin... Kendini mehdi gibi göstererek çocuklarımızı tuzağa düşürdü. Çocuklarımın hepsi iyi okullarda, iyi eğitimler almışlardı. Bu örgüte bulaşmamış olsalardı hepsi bugün çok iyi konumlarda olacaklardı. Bu adam benim çocuklarımı benden çaldı.
 
2006 yılından beri ne yüz yüze ne de telefonla, bir defa olsun bile görüşemedik. 2006 öncesine kadar yine yüz yüze görüşebiliyorduk. Bu tarihten sonra 3-4 aile birlikte tanık olarak Adnan Oktar’dan şikayetçi olduktan sonra bu görüşmeler de sona erdi. Bununla da kalmadı, başımıza her türlü pislik geldi. Şantaj yaptı, sürekli iftiralarda bulundu, mahkemelerimiz oldu ve tüm bu mahkemelerden beraat ettik ve tüm bunlarla tek başına uğraştık. Ailemizi bir dünya iftara attı.”
 
‘ÇOCUKLARIMI ZEHİRLEDİ’
 
“Bu adam bir atom bombası gibi Babuna ailesinin içine düştü, aileyi parçalayıp çocukları zehirledi. 25 yıl eşimle birlikte çocuklarımın kurtulması için mücadele ettik, bu mücadelemi bugün de devam ettireceğim. Eda benimle görüşmeyi kabul etmedi. Büyük bir olasılıkla diğer çocuklarım da Eda gibi görüşmeyi kabul etmeyecekler ama yine de elimden geldiğince iletişim kurmaya çalışacağım. Çocuklarımın kaldıkları hapishanelerdeki kurum psikologlarıyla tek tek iletişime geçtim. Onlara çocuklarıma annelerinin hep yanlarında olduğunu ve kendileriyle görüşmek istediğimi ilettim. Şimdi de bütün çocuklarıma mektup yazacağım ve kafaları dağılsın diye kafalarını dağıtacak kitaplar göndereceğim. Bütün gayem ve amacım beyni yıkanan çocuklarımı en kısa sürede kurtarmak.”
 
“Bu saatten sonra tek arzum, çocuklarımın bir an önce pişman olup, itirafçı olmaları. Bildikleri ne varsa artık devlete anlatsınlar. Beyinlerinin artık normale dönmesini istiyorum. Devlet bu çocukları tedavi etmeli. Adnan Oktar devri bitti artık. Umudum artık daha büyük ve çocuklarımın kurtulacağına inanıyorum. Çünkü bu çocuklar o adamın yanında her türlü kötülüğe uğradılar, artık bitsin.
 
Bu adamın yanından kaçıp gelenler benim kızlarımın şiddet gördüğünü söylüyordu. Oysa biz bir defa olsun çocuklarımıza el kaldıran bir aile değildik. Sadece benim kızlarım da değil oradaki bütün kadınlar şiddet görüyormuş. Bu adam son yüzyılın deccali.”
 
'EŞİMİN SON ARZUSU'
 
“Eşim vefatına kadar en büyük ve son arzusu, Oktar’a bir muayenehane açmaktı. Açtığı bu yerin de bütün masraflarını kendisi üstlenecekti ve buraya gelen bütün hastaların Oktar tarafından muayene ve tedavilerinin ücretsiz yapılmasını istiyordu. Çünkü bu millete bir can borcumuz vardı. Oğlumu yaşatmak için binlerce kişi kan vermişti. Umarım her şey düzelir ve ben de eşimin bu son arzunu gerçekleştiririm. Çünkü eşim bunu görmeden vefat etti. Bu adam Babuna ailesinin başına gelebilecek en büyük felaketti.”  
 
'DEDEM ÇOCUKLARINI GÖREMEDİ'
 
Adnan Oktar grubuna annesi Ceyda Babuna Ertüzün ve kardeşi Alev Babuna’yla birlikte 13 yaşındayken katılan ve 11 yıl sonra ayrılan Babuna ailesinin torunu Emre Ertüzün şunları söyledi:
 
“Ayrılmaya karar vermem ve ayrılmam iki yılı buldu. Ayrılmaya karar verdiğimde de annem ve erkek kardeşimle görüştüm elbet. Fakat annemle yüz yüze görüşme şansım yoktu. Örgüt içinde bu böyleydi. Adam aileyi parçalıyordu. Annemle telefonla konuştum, bu yapılanların yanlış olduğunu bu adamın yanlış yaptığını söyledim. Annem bu konuların telefonda konuşulmayacağını, yüze yüze konuşmamızı söyledi ama dediğim gibi böyle bir imkan ne yazık ki yoktu. Kardeşimle yüz yüze konuşma fırsatım oldu.”
 
“Kuran-ı Kerim’i önüne koydum, bu adamın yaptıklarının yanlış olduğunu söyledim. Ama kardeşim bana ‘Zamanın imamı Adanan hoca ve sorumluluk onda’ dedi. Örgütten ayrıldığımı duyduğunda ise ben henüz çıkmadan beni tehdit etti. ‘Seni rezil ederiz. Bitersin sen’ dedi. Çıktıktan sonra da hakkımızda ‘PKK üyesi, hırsız, fuhuş çetesi’ aklınıza gelebilecek her konuda iftira atıp şantaj yapıyordu. Annem ilk gözaltına alındığında avukatımla birlikte gittiğimizde benim adımı duyduğunda avukat istemiş ve benimle görüşmek istemediğini söylemiş. Ailemden bir talep gelene kadar da şu an için görüşmeyi düşünmüyorum. Çünkü hepsinin algıları henüz kapalı. Onların gözünde biz mehdiye karşı gelen din düşmanlarız. Oysa bilmiyorlar ki bu adam bizim aileye ne kadar büyük kötülük yaptı. Dedem yıllarca tek bir defa çocuklarını görmeden öldü.”
 
'CEZAEVİNDE GÖRDÜM YİNE DUVARA TOSLADIM'
 
Adnan Oktar grubu içinde yer alan isimlerden biri de 48 yaşındaki Selda İnal’dı. 28 yıldır Oktar grubunda bulunan İnal, 20 yaşında İstanbul Üniversitesi’nde okurken gruba dahil olan ilk isimlerden biri. Ailesinin yıllarca geri dönmesi için verdiği mücadeleye rağmen gruptan ayrılmayan İnal, şu an Bandırma M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda yatıyor. İstanbul’da yaşayan ve önceki gün kızıyla görüşmeye giden anne Filiz İnal, şunları anlattı:
 
‘PİŞMANLIK DUYMUYOR’
 
“10 yıldır kızımla herhangi bir şekilde hiç görüşmüyordum. Giderken de duruşmaya gelip gelmeyeceği konusunda şüphelerim vardı ama geldi. Ama ben yine bir duvara tosladım. Kızım hâlâ Adnan Oktar’ı mehdi olarak görüyor ve inanıyor. Bütün bu yapılanlar ise iftiraymış. 1999’da olduğu gibi yine suçsuz oldukları ortaya çıkacakmış. Kızımda herhangi bir pişmanlık belirtisi de yoktu. Görüşe gittiğimizde herhangi bir hesap sormak için gitmedik. Kızımın her zaman yanında olduğumu, ailesi olarak hep arakasında duracağımızı, sevgimizin ve kucağımızın hep kendisine açık olduğunu söyledik. Ama yüzünde sadece bir gülümsemeyle bizi dinliyordu. ‘Kızım nasılsın?’ diyorum. ‘İyiyim’ diyor. ‘Hapishanede ne kadar iyi olabilirsin’ dediğimde ‘Olsun sağlığımız yerinde’ diyor.”
 
‘BİZ ÇIKACAĞIZ DİYOR’
 
“Ben kızıma bu olanların 1999’dakine benzemediğini söyledim. Başlarındaki o ahlaksızın 60 yılla yargılandığını, 1999’daki dönemin şartlarının farklı olduğunu söyledim. O yıllarda tüm adalet sistemin Fethullahçıların elinde olduğunu, onlar tarafından 1999’da kurtarıldıklarını dedim. Ama nedense o bunlara inanmak istemiyor. ‘Biz çıkacağız, her şey iyi olacak’ kafasını yaşıyor. Kızım bugün bu hapishanede ama kızım 28 yıldır zaten lüks bir hapishanede yaşıyordu. Yıllarca biz kızımı bu örgütten kurtarmaya çalıştık. 8-10 aile bir araya gelip elimizden geleni yaptık ama başaramadık. Diğer taraftan bu çocukların hepsi varlıklı ailelerin çocuklarıydı, iyi okullarda okuyan ve bir şeyde ihtiyacı olamayan insanlardı. 18 yıl boyunca ayda bir ya da iki ayda bir yarım saat, yanında iki kadınla birlikte kızımla görüşebiliyorduk. 18 yıl içerisinde bir defa bile tek görüşmememiz olmadı. Sonradan öğrendim ki bunlar gardiyanmış. 1999’da da Fatih Altaylı ve Ebru Şimşek’in davasına müdahil olduğumuzda kızımı bir daha bizimle görüştürmediler.”

ETİKETLER